kozmofol

Sulak otopark gerçeği

Posted in Kategorilenmemiş by enip on 24 Ağu 2008

San Francisco Sausalito ve Tiburon.
Otopark illa sert zemin mi olmalıdır? İşte sulak alanda konut, işte amfibi pırpırın otoparkı: pırpark.

Elektrik direklerini kullanın!

Posted in Kategorilenmemiş by enip on 24 Ağu 2008

Cumartesi sabahı

Posted in Kategorilenmemiş by enip on 23 Ağu 2008

Günaydın,
Bu sabah mutfakta değişik şeyler oldu. Evdışına çıkan ailemden boş kalan mutfağı ele geçirdim. Yemek yapmayı seven biri olmasam da değişik spesiyallerle çeşitli damaklarda çeşitli tadlara vesile olduğumu zaman zaman düşünür ve kendimi avuturum.

“Patatesli omlet” diyerek kalktım yataktan. Patatesi soydum, küp küp kestim, tavaya attım. Bu sırada yumurta(lar)ı kırdım ve çırpıp iyice kıvama getirdim. Bir yandan siyah sele zeytinleri löp löp yutuyor, bir yandan hızımı yükseltmem gerektiğini düşünerek patatesleri çeviriyordum. Kahveyi de bu sırada hazırlamış olmalıydım. Herşey tıkırında gitti. Tarifi açıklamadan önce patatesli omletin “gurmeler” dışında pek kimsenin bilmediği anlamını hatırlatayım. Tecrübeyle sabitlerin bildiği kayıt dışı bir gerçek olarak patatesli omlet; beyler tarafından hanım arkadaşlarının hünerini ölçmek, onları lezzet testine tabi tutmak amacıyla kullanılır. Bu sebeple hanımların bu konuda tarife ve arife hazırlıklı olmaları gerekir.

Patatesli omletin içerikle ilgisi ise şöyle; gün içindeki performansımı doğrudan etkileyecek. Bugün yeni kentsel keşiflere çıkma, memleketimden manzaralara küçük müdahalelerde bulunma cumartesisi.
İçindekiler: 2 adet yumurta, 1 adet iri patates, bir kısım zeytinyağı, tuz olsun kırmızı pul biber olsun, filtre kahve, su, 15 sele zeytin. Hazırım.

Yenilikçi staj önerileri

Posted in Kategorilenmemiş by enip on 22 Ağu 2008

Dün sokakta gidiyordum, bunu yaparken belediye otobüsünde tekli koltukta -acil durumda gazi, hamile ve huysuz 60 üstü mavi akbillere ayrılması öğütlenen- oturuyordum. Hasanpaşa’da eski paşabahçe yeni yapı kredi bankasının sokağı bir kısım ozalit ve türevleri esnafının konuşlandığı bir sokak vardır. Geçmişte acı tatlı anılarımın olduğu bu sokak dün yenilikçi bir fikir üretmeme olanak tanıdı.

Büro, şantiye ve c şıkkı stajlar olmak üzere mimarlık eğitiminde toplamda 72 gün staj yapma zorunluluğu var. Öte yandan peyzaj mimarlığında bu c şıkkı “fidanlık stajı” olma zorunluluğuna sahip. Yani çoktan seçmeli bir durum peyzaj mimarlığı eğitiminde yaratılamamış. Tekil koltukta, “mimar ya da YÖK olsam bu çoktan seçmeli staj hakkını ortadan kaldırıp “ozalit stajı” yapma zorunluluğu getirirdim arzumu” keşfettim. Bunu bir seçenek olarak sunmak yerine öğrencilere dikte edilmesi gerektiğini savunuyor olabilirim. Eni konu üniversite öğrencisiyiz, neyi nasıl yapacağımız değil neyi yapacağımızı öğrenmeyi akademik görüyoruz. Üstelik c şıkkı stajda sıkıntı çeken arkadaşlarım var.

Ozalit mevzusuna dönersek; bu konuda kendini yabancı fotokopicilerde ve yurtdışlarında çok çaresiz hisseden biri olarak bu konunun staj komisyonlarınca gündeme getirilmesi taraftarıyım. Çıktı alamıyor, ctrl-p komutunu yalnızca photo edit programlarına sıçrama aracı olarak görüyorum. Autocad’de ölçek ayarını 5. sınıfta öğrendim, araya giren yaz tatilinde unutmuş olabilirim. Biz izanımızla ozalitmanlara istediğimizi anlatıyoruz, onlarda “ozalit sanatı” yapıyorlar. Sadece net copy’i kullanarak günümüzde bu ülkede Tabanlıoğlu olabilir, kurumunuzu kuşaklarca devam ettirebilirsiniz.
İşin sırrı ozalitmanlara güvenmekte. Halbuki komisyonlar bu önerimi değerlendirirse hem mimarlık eğitiminden nasıl maket alanında uzlaşanlar çıkabiliyorsa, ozalit alanından da uzmanlaşanlar çıkabilir hem de mimarlığın kapsamını daha da genişletebilirler Çok ileri gidip bu iş için lisans üstü program açılması fikrimi önümüzdeki postlara erteliyorum.
Düşünsenize şöyle bir ünvan (gördüğüm bir tabeladan esinlenerek):
Mimar, restoratör, kentsel tasarımcı, arkeolog, sanat tarihçisi ve ozalitman John Smith

Mimarlık ve diyalog

Posted in Kategorilenmemiş by enip on 20 Ağu 2008


Heyecanla de Young’a gidiyorduk. Eldeki haritalar Golden Gate Park’ın içerisinde yön bulmaya olanak tanımıyordu. Ve orta yaşlı bir bayan topluluğuna “excuse me” dedik. -Yönümüzü bulamıyoruz. Acaba “o müze” ne tarafta kalıyor?
-.-Şurdan dümdüz aşağı inin, sağa kıvrılın. Zaten oldukça çirkin (ugly) bir bina. Görmemeniz mümkün değil.
-Thank you m’am.

Şoförle konuşmak yasak

Posted in Kategorilenmemiş by enip on 19 Ağu 2008

şu an ofisteyim. lütfen;
1-kardeşim brezilya’dan, c amerika’dan döndü.
dünyada ise dönen dönene. olimpiyatlarla yatıyor çinli gülümsemesiyle kalkıyoruz. gel gör ki diksiyon kursları “gülme dersi” vermiyor burada. rusya gürcüleri acımadı, böldü. bunu nato’ya ve kosova bağımsızlığını destekleyenlere müstahak görüyor. öte yandan baba abd daha önce gördüğümüz bir filmi tekrar oynatıyor, çocuklarını uyarıyor.

2-tüm bunlara rağmen eskişehir’e gidiyor, hısımlarımı ziyaret ediyorum. eski rektör, daimi heykeltraş ve belediye başkanının kent üzerinde emellerinin rayından çıktığına şahit oluyorum. ah nedir o heykeller… ayıların, tanımadığım amcaların ve zeus’un heykelleri. işlemeli köprüler. trafiği kaldırmayan raylı sistem. jilet gibi yeşil alanlar, tertemiz sokaklar. strasburg’a, linz’e ya da nehri ortalamış her avrupa kentine öykünen ama yine de türk olmaktan geri kalamayan bir anadolu şehri oluyor. mostar’ın da ortasından su geçer. kanlıdır, gergindir, köprülüdür ama kendine özgüdür. hatta biraz osmanlıdır.
niyetim sövmek değil övmek. eskişehir’in dönüşümüne bizzat şahitlik ettim, onu seviyorum. ama sadelikten yanayım çünkü fazlasını anlamıyorum.

3-spekülasyon severim, aslı astarını kimse merak etmez neticede. astar da internette satılmıyor.