kozmofol

editörün kestiği

Posted in Kategorilenmemiş by enip on 17 Oca 2011

Radikal kitap ekinin son sayısında (15 Ocak) Zeynep Heyzen Ateş’in “Editörler kesip biçmeli mi?” başlıklı kısa bir yazısı vardı. Aynen paylaşıyorum.

Words Without Borders (Sınır Tanımayan Kelimeler) dünyada editörün işleviyle ilgili ilginç bir makale yayımlandı. Makale, her ülkede editörün işlevinin farklı olduğuna değiniyordu. “Bütün yazarların ortak bir özellikleri vardır: Hepsi paraya muhtaçtır.” Ama örneğin James Joyce, Sylvia Beach’e gittiğinde Beach’in ‘Ulyysess’i yeniden yazmasına -elden geçirmesine- ihtiyacı yoktu, kitabı düzeltme işini kendi de yapabilirdi. Joyce’un editörden beklediği kitabın satmasını sağlamasıydı. Oysa Random House gibi yayınevlerine baktığımızda –makaledeki örnek bu- editörlerin başlıca işlevinin yazarların kitaplarını ‘iyileştirmek’ olduğunu görüyoruz. Dijital çağla beraber hem yayınevinin hem editörün işlevi değişti, İngiltere ve Amerika gibi ülkeler editoryal işlerden çok pazarlama alanlarına ağırlık verirken, yazar-editör ilişkisi de biçim değiştirdi. Makaleye göre, örneğin, Yunanistan gibi ülkelerde editörler metni dokunmak adına çok az şey yapıyor, zaten yayınevlerinin bu tür bir işe ayıracak paraları yok. Editörün görevi ne öyleyse –kitabın raflarda yer bulmasını sağlamak. İspanyol editör Enrique Murillo ise İspanya’daki durumu şöyle özetlemiş: “Yazar tanrı muamelesi görürken imla türü düzeltmeler dışında yapıtına dokunmak zor. Editörler sosis fabrikasına giden domuzlar gibiler. Kötü kokuyorlar ama onlarsız malı üretmek imkansız.” Böylece ikinci bir soruna geliyoruz: Kendisi hiçbir şey yazmamış biri nasıl olur da birinin yapıtını elden geçirme hakkına sahip olur? İtalya ve Fransa gibi ülkelerde bu sorunun çoğunlukla yazarları editör yaparak (La Nouvelle Revu Française’in başına Andre Gide’in ve Einaudi’nin başına Italo Calvino’nun getirilmesi gibi) çözüldüğünü görüyoruz. Fransa’da örneğin ABD’deki gibi bir menajer sorunu yok, yazarlar ve editörler yakın olduklarından çoğunlukla işler doğrudan bağlantılarla yürüyor. Yine İtalya ve Fransa’da editörün bir işlevi daha var: Yazarları ve kitapları bir araya getirmek, yayınevine kazandırmak. Bu yüzden editörler yayınevi değiştirdiğinde yayınevinin kaderini de değiştirebiliyor.

Makalede ‘editör’ kelimesinin İtalyanca ‘redattore’den geldiği söylenmiş. Ama İngilizce’de redaktör denildiğinde çoğu zaman metni -bir anlamda ya da her anlamda- sansürden geçiren kişi anlaşılıyor. Editörün Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi böyle bir rol oynaması da mümkün elbette. İtalyan editör Alberto Rollo’ya göre İtalyan yazarlara editörün ‘sansürcü’ olmadığını öğreten ve yazarın yardım alabileceğinin altını çizen Umberto Eco olmuş. “Editörler ve yazarlar son yirmi yılda çok değişti” diyor Rollo. “Artık birlikte çalışmasını biliyorlar.” Ama Almanya ve Rusya’da durum farklı –editör pazarlamacı ve reklamcı olarak görülüyor. ABD’de bile editörlerden kurtulup pazarlamacılar tarafından bir araya getirilen okuyucu/test gruplarına yer verilmeye başlanmış.

Türk yazarları temsil eden Amy Spangler ise Türkiye’de editörlüğün geleceğinin parlak olduğunu söylemiş. “Okuyucular daha iyi kitaplar bekliyor, bu sayede yayınevleri editörleri işe almak, onlara daha fazla yetki tanımak zorunda. Yazarlarsa eleştiriye açık olmayı öğreniyorlar. İsterseniz buna iyimserlik deyin ama ben durumu böyle görüyorum.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: