kozmofol

prenses diana anıtı ve kathryn gustafson

Posted in Kategorilenmemiş by enip on 21 Eki 2012

ETH’da ilk modülün sonuna gelmek üzereyiz ve üzerinde çalıştığım modelle maketi hayranı olduğum bir projeye bakarak çıkartıyorum. Kathryn Gustafson’un tasarladığı Prenses Diana Anıtı‘ndan söz ediyorum. Orada bulunup projeyi detaylarıyla yakından inceleyince insan ziyadesiyle etkileniyor. Amiyane tabirle lafı gediğine koyan bir iş. Prensesin paralı ama mutsuz, inişli çıkışlı hayatını anlatıyor ancak Dijana’s değil Enise’s Memorial olsaydı da ortaya çıkan iş bu derece anlamlı olurdu. Neticede kimsenin hayatı berikinden daha az hareketli değil. Naçizane düşüncem.

Proje 2004’te halka açılmış. Hava fotoğrafında görülen elips biçimli su hattı her biri CNC’de kesilmiş 545 parça granitten oluşuyor. Suyun akışına, hat boyunca değişerek devam eden çizgiler yön veriyor; bir noktada sessizce ince ince akarken başka bir noktada neredeyse gürlüyor.

Gustafson’un projelerinde rahatlıkla görünür bir imzası var. Çizgileri pek çok peyzaj mimarı gibi eğrisel olsa da onları farklı kılan bir de 3. boyutta hareketliliği var ki bunun sebebini biyografisini okudugumda anladım. Peyzaj mimarlığından önce moda tasarımı okumuş. Sık rastlanır bir kariyer olmasa da tıpkı moda tasarımındaki gibi renk, doku, hareketi gözetiyor. Bütün işlerinde büyük bir incelik- zerafet olduğunu düşünüyorum. Geçenlerde konferansını izlediğim Martha Schwartz’dan çok daha farklı Gustafson’un bıraktığı etki. Schwartz göze, Gustafson ruha hitap ediyor gibi. Peyzajı da tekstil gibi kullanıyor; öylesine işleyip dokuyor sanki.



Tagged with:

bir orgota yaratılış mitosu

Posted in kozmoz by enip on 18 Eki 2012

Ursula K. Le Guin’in Karanlığın Sol Eli adlı kitabından. Orgota evreninin yaratılışı ve ilk insanların “uyanışına” dair.

Başlangıçta yalnız buz ve güneş vardı.

Güneş yıllarca ışıdı ve buzu eritip koca bir yarık açtı. Yarığın kenarlarında büyük buzdan şekiller vardı ve dibi yoktu. Oyuğun kenarlarındaki buz şekillerden su damlaları düşmeye başladı, düştü, düştü. Buz şekillerden biri “kanıyorum” dedi. Bir diğer buz şekil “ağlıyorum” dedi. Bir üçüncü “terliyorum” dedi.

Buz şekiller uçurumu tırmandı ve buzun düzlüğünde durdular. “Kanıyorum” diyen güneşe uzandı, güneşin içinden avuç avuç dışkı aldı ve bu dışkıyla yeryüzünün tepelerini ve vadilerini yaptı. “Ağlıyorum” diyen buza doğru soludu ve buzu eritip denizleri ve ırmakları yaptı. “Terliyorum” diyen toprak ve denizsuyu topladı ve onlarla ağaçları, otları, bitkileri, tahılları, hayvanları ve insanları yaptı. Bitkiler toprakta ve denizde büyüdü, hayvanlar karada yürüdü, denizde yüzdü ama insanlar uyanmadı. Otuz dokuz taneydiler. Buzun üzerinde uyudular ve hiç kımıldamadılar.

Sonra üç buz şekil öne eğildi, çömeldi, güneşte erimeyi bekledi. Eridikçe süt oldular ve bu süt uyuyanların ağzına aktı ve uyuyanlar uyandı.

Ayrıntı yayınları, s. 200-202.

“small rhythmic landscape”

Posted in paul klee, peyzaj, resim by enip on 15 Eki 2012

“landscape and the yellow church tower”

Posted in paul klee, peyzaj, resim by enip on 15 Eki 2012

francis bacon’dan bahçeler üzerine

Posted in bahçe, deneme by enip on 14 Eki 2012

Francis Bacon’un denemeleri kurumlara, insanlara ve ilişkilere dair yanıtını bulamadığım pek çok soruya bir rehber niteliğinde benim için. Denemelerinde bahçelere de yer var ve şöyle başlıyor:

Yüce Tanrı bir bahçe dikerek işe başladı. Gerçekten de bir bahçe en katıksız insanca kıvançların kaynağıdır. İnsan ruhunu en güzel o yeniler, onsuz konaklar saraylar kupkuru birer el ustalığı olarak kalır. İnsanların, zamanla incelip uygarlaştıkça, güzel bahçelerden daha çok, görkemli yapılar kurmayı öğrendikleri göze çarpıyor; sanki bahçecilik daha yüksek bir ilerleme basamağıymış gibi.

derken Bacon devam ediyor, bahçe düzenlemesinde dikkat edilmesi gereken hususları sıralayıp, bitki türlerini bile sayıyor. Tür bilgisi öylesine zengin, metni aklımda canlandırırken duraksıyorum: şakayık hangisiydi? çuhaçiçeği mavi olan mı? Oscar Wilde’ın botanik bilgisinde de sınıfta kalmıştım. Bu kalemleri düşününce şimdinin mimarının tasarımcısının bitki bilmeyi küçümser tavrını hoş karşılıyorum – demek ki bu kitaplar okunmamış henüz diyerek.

Genel kültür düzeyinde bu botanik bilgisinin ardından önerilerinin Londra iklimine göre yaptığını da not düşüyor Francis Bacon. Plan şemasıyla ilgili tutumu ise nasıl da buyurgan! “Bahçe en iyisi dikdörtgen biçimde olmalı, dört yanı da kemerli, kocaman bir çitle çevrilmeli.” diyor.

Ben okulda hoca olsam Bacon’un bu denemesini ödev olarak veririm öğrencilere. Metnin görselliği çok yüksek, tasvirler çok zengin. Rahatlıkla bir plan şeması çıkartılabilir. Bitkilendirme tasarımı için de iyi bir sınav olması mümkün. Önce bahçelerle ilgili sonra da mutsuzluk, sevgi, tanrıtanımazlık, çekememezlik, kuşku, çirkinlik, dostluk, öfke ve övgü ile sorular sorardım. Ya da bir soruda hepsini. Bahçe bilgisinden daha önemli oldukları muhakkak.

Bacon’un denemeleri Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Kazım Taşkent Klasik Yapıtlar dizisinin muhteşem kitaplarından yalnızca biri.

ETH ve peyzajın yeni halleri

Posted in Kategorilenmemiş by enip on 07 Eki 2012

Bu sene ETH Zürih’te peyzaj mimarlığında ileri araştırmalar adlı programdayım. Bölümde peyzaj mimarlığında modelleme ve yeni üretim teknikleri üzerine çalışılıyor. Son yıllarda peyzaj mimarlığı eğitiminde ETH’nın medya ve modelleme üzerine atılımlarıyla farklı bir kulvara geçmiş olduğunu söyleyebiliriz (reklam yapmış olmayayım). Bu gelmeden önceki gözlemimdi, 3 haftadır buradayım ve henüz eleştiri üretebilecek homur homur söylenecek kıvama gelemedim. Herşey fazlasıyla yeni, heyecanlı, çokça teknolojik. Modelleme bir yana peyzaj analizlerinde video kullanımıyla ilgili projeler ve stüdyolar yürütülmekte. Christoph Girot önderliğindeki bölümün sayfası ve benim de parçası olduğum MAS LA programının içeriği ilgilenenlere MAS LA.

martha schwartz konferansı

Posted in konferans by enip on 07 Eki 2012

Türkiye’de peyzaj mimarı olup ya da konuya ilgi duyup Martha Schwartz konferansından haberdar olmayan birileri olabileceğini düşünmesem de videoyu paylaşmayı önemsiyorum. Schwartz benim ismini öğrendiğim, projelerine baktığım ilk peyzaj mimarı olması sebebiyle gönlümde yer eder. Dahası, hatırı sayılır bir bölümünden nefret ettiğim üniversite hayatım boyunca ilham aldığım ve bu işe inanmama sebep olmuş isimlerden biridir. Öteki isimleri ise kendi ağzından duymuş olduğuma şaşırıyorum. Robert Smithson, Micheal Heizer, Richard Long, Christo gibi land art öncülerini takip ederek bu işe başlamış meğer Schwartz.

Konferansı az önce YEM Etkinlik sayfasından izledim. Konuşmasında kağıt üzerinde kalmış ya da uygulanmış projeleri üzerinden sürdürülebilirliğin çok da görünür olmayan bir boyutunda, tasarım ve insan ilişkisi üzerinden okumalar yapıyor Schwartz. Benim için hala ilham verici.

Sürdürülebilirliğin Yumuşak Yüzü