kozmofol

max ernst´in peyzajları: düş ve teknik

Posted in peyzaj, peyzaj teorisi, resim by enip on 31 Mar 2013

Max Ernst, Dada ile karşı sanat olarak başlattığı arayışlarına ve dönemin hakim gerçekçi düşünce üretimine külliyen karşı tavrına, Köln’den Paris’e taşınıp Sürrealistler’e katılması ile yeni bir boyut ekler. Sürrealistler Andre Breton’un öncülüğünde nispeten dile ve edebiyata eğilim gösterirken Max Ernst’in katılımı sürrealizmin resme de açılmasına önayak olur.

landscape-with-wheatgerm-1936

Sanat tarihi ile birlikte psikoloji ve felsefe eğitimi alan Max Ernst resim yapmaya sosyal bilimler eğitimini, akımları ve kavramları takip ederek başlar. Babasının amatör bir ressam olması sebebiyle resimle ilişiği vardır. 20’lerde Sürrealistlere katıldığında resim tekniğinin dümenini bilinç-bilinçdışı yönüne sabitler. Sürrealistlerin denedikleri farklı yöntemler bu eksende resimde yeni keşiflere olanak tanır. Dilde kullandıkları automatizm i sürrealist ressamlar farklı şekillerde test eder ve ortaya pek çok teknik koyarlar. Bugün mimari anlatım tekniklerinde, özellikle de peyzajda neredeyse bir klasik olmuş kolajın temellerini de Ernst ve sürrealist ressamların işlerinde bulmak mümkün. Farklı bağlamları biraraya getirerek yeni bağlamlar yaratmanın ardında da bilincin manipulasyonu ve bilinçdışının kışkırtılması yatıyor.

Bugün biz de kolajı bir anlatım tekniği olarak projelerin düşlediğimiz hallerini anlatmak için kullanıyoruz. Bir tezahürü ötekine aktarmak için farklı bağlamları kesip başka bir düzlemde biraraya getiriyor; bunu bir çerçeve dahilinde ve çoğunlukla altlığını oluşturduğumuz bir tasarımın üzerine iliştiriyoruz. 3 boyutlu anlatım ve dijital üretim teknikleri ne kadar gelişmis olsa da kolajın “son makyaj-dokunuş” olarak güvenilir pozisyonu proje sürecinde değişmiyor. Çünkü bu ileri yöntemler akılda kalıcı imgeler yaratmak konusunda tek başlarına hünerli değil. Dolayısıyla da projeyi ortaya koyarken kişisel iletişim kurmak konusunda yetersizler. İnsan zihninin henüz bu üretime gösterecegi duyusal refleksleri oluşturmamış olması da bir sebep. Bu konuyu kesinlikle bilişsel psikoloji uzerinden okumak gerek. Biz bu aşamada kolajı nerde ve neden kullandığımızı bilelim.

ambiguous-figures-1-copper-plate-1-zinc-plate-1-rubber-cloth

Anlatım tekniği olarak kolaj başka bir başlık olmalı ancak bu denemenin niyeti Max Ernst`in kolajları değil aksine kolajdan sonra çalışma yöntemine dahil ettiği frottage, grattage ve baskı tekniği yani decalcomania ve tüm bunlarla yarattığı düş peyzajları. Max Ernst`e olan ilgim beni Viyana`daki ilk retrospektif sergisine sürükledi. Retrospektifteki yöntembilimsel yaklaşım sayesinde ressamın ilgi alanları ve yaşamındaki karşılaşmalardan ortaya nasıl arayışlar çıktığını, aynı zamanda bu arayışların izinde kendi tekniğinin-tekniklerinin nasıl evrildiğini görme fırsatım oldu. Botanik, antropoloji, astroloji gibi bilim dallarına dalışı Ernst`in işlerinde kendini bir bir belli ederken benim özel olarak peyzajlarına, doğaüstü doğa tasvirlerine takılmam tamamiyle mesleki deformasyon. Yine de Max Ernst’in fantastik peyzajlarına takılıp kalmak için peyzaj mimarı olmak gerekmiyor. Klasik Batı resminin, romantiklerin doğa anlatılarının aksine Max Ernst`in peyzajlarını tüm gerçeküstücülüğüyle daha “gerçek” bulmamın sebebi nedir? Örneğin 1927’de ürettiği bir dizi orman resmi tüm karanlık atmosferiyle bana doğanın o hiç de rafine olmayan sert ve ürkütücü yapısını; estetik değil yüce (sublime), romantik degil vahşi boyutunu hatırlatıyor. Bu resim serisinde kullandığı teknik grattage.

Forest, Birds and Sun

Forest, Birds, and Sun

Kolajlarını takip eden dönemde denediği frottage temel olarak belli bir yüzeyin üzerine yerleştirilen kağıt ya da kanvasın üzerine yüzeyin dokusunu işlemeye dayanıyor. Grattage da bu tekniğin bir devamı. Altlık olarak kereste, tel ya da cam kullanmış. Bu altlığın üzerine farklı katmanlarla çizimler üretmiş ki bu dili orman temalı resim dizisinde görmek mümkün.

Öte yandan decalcomania ise Max Ernst’in 1930’ların sonuna doğru tanıştığı bir yöntem. Ancak Sürrealistler arasında ilk olarak Oscar Dominguez tarafından kullanılmış. Burda ise kanvas bir altlık olmaksızın boyanıyor. Ardından renk üzerine kağıt ya da cam ile uygulanan işlem yoğun ve rastlantısal dokuları beraberinde getiriyor. Bu ham altlık resmin ilk katmanı oluşturmakla birlikte ressamın düş peyzajının da kapısını aralıyor. Böylece yepyeni bir süreç başlıyor.

max-ernst-die-versuchung

Temptation of St. Anthony

MAXERNST_europe_after_rain

Europe After Rain

JOY_LIVG

The Joy of Life

Kolay anlaşılır olan tek bir şey var o da tüm bu düş zenginliğinin salt rastlantısallığa tabi olmadığı. Bu noktada ilk dönem işlerinde de görülen bilimsel araştırmaları anlamak mümkün. Erken dönem kolajlarını oluştururken incelediği araştırmalardan biri olan, İskoç doğabilimci James Bell Pettigrew’in 1908 baskılı Design in Nature adlı kitabın izleri resim dilinde hep görünür olmuş. Bu kitaptaki doğal sistemler analizleri aşağıdaki videoda izlenebilir.

Peyzajı anlamak için yalnızca doğayı nesneleştiren bilimlere değil, aksine tekrar tekrar sanata bakmanın önemini hatırlatıyor bana Max Ernst’in peyzajları. Tabii bir de peyzajın kendisinin başlı başına bir düş olduğunu.

Max Ernst Retrospective, ALBERTINA MUSEUM

Surrealist Teknikler

Max Ernst`in teknikleri

Decolcomania

Reklamlar

taksim gezi parkı’na methiye

Posted in kamusal alan, kentsel mekan by enip on 24 Mar 2013

Taksim Gezi Parkı Derneği adlı bir dernek kurulmuş, tiyatrocular, sanatçılar, kültür endüstrimizin önemli isimleri destek veriyor. Taksim Gezi Parkı’nı yıkmayın diyorlar; ağaçları kesmeyin; parkın yerine inşa edilecek, şu an uygulaması çizilen, sonunda kuşkusuz bir ucube olacak ve en fazla 5 yıl sonra da hepimiz tarafından kullanılarak bu aksiyonu unutturacak heyulayı yapmayın diyorlar. Geç kalmış bir romantizm. Benim ilgilendiğim konu ise bir park için geç de olsa böylesine geniş tabanlı ve üstelik de çok başlı bir hareketin Türkiye’de ilk olup olmadığı (aklıma bir tek Kuzguncuk Bostanı geliyor). Ve hemen ardından keşke diyorum keşke bu hareketi yalnızca Taksim Gezi Parkı’na adamasalardı. Çünkü Taksim Gezi Parkı bir kamusal açık alan olarak, bir kent peyzajı olarak Türkiye’de yaşanan kaybın ne ilki ne de sonu. Yalnızca görünürlüğü itibariyle bazı akılların uyanmasına sebep oldu.

Gezi Parkı benim 7 sene okuduğum okulumun dibi. Her gün yanından geçtiğim ve okuduğum sırada peyzaj mimarlığı derslerine ne enine ne de boyuna konu olmuş, yani büyük başarısızlığı yalnızca kent “aktivistlerinin” değil kente soru soran mimarların da görmezden geldiği bir hayalet parktı. Tüm zorlamalara rağmen hala da öyle. Yalnız gündem yüzünden biraz daha agresif. 2007’de Difüzyon aktifken bu alana dikkat çekecek, kullanımını ve potansiyellerini hatırlatacak etkinlikler düzenlemeyi tartışıyorduk ki Herkes için Mimarlık ekibinin geçen sene yaptığı Gezi Parkı Şenlikleri’ne azcık benzer planlardı. Fikir sonunda olgunlaşamayıp rafa kalkmıştı ama bu görünmez parkın niteliği aynı kaldı. Bizim çıkış noktamız bugünkünün aksine parkın bir sermaye saldırısına uğrama olasılığı değil insanların parklarda yatıp yuvarlanmayı unutmuş oldukları gibi bu parkın da onları beklediğini hatırlatmaktı. Ancak bu zeminde kamusal alanı yaşatabileceğimiz ve daha fazlasını kent yönetiminden talep edebileceğimiz bir kullanım hacmi oluşturabilecektik. Bu sebeple bugün 1 seneyi aşkındır süregiden tartışmalara hala baktığımda Taksim Gezi Parkı’nı ancak bir detay olarak görüyorum. Bu dernekler kuruluşlar kaybettiğimiz alanları değil, kaybettiğimiz gözümüzün önündekini görebilme yetisini yeniden kazandırmalılar. Açık alan şenlikleri hep sürmeli, ama yanlızca Taksim’de, Haydarpaşa’da değil. Politik bir hamlenin hedefi olmadıkça aklımıza gelmeyen başka onlarca alan var. Buralara zaman varken kafa yormalıyız.

Özetle şu an var olan ve artacağını umduğum taban hareketlerinin vizyonu, kent yönetiminin tecavüzüne maruz kalan alanlarla sınırlı kalmamalı. Bunu önerirken bir tür pasif direnişten söz etmiyorum. Malesef bu alanlar için mücadele etmek zorundayız Türkiye’de. Peki ama neden? Meselenin özünü kamusal kültür ekseninde ele almalı, dahası aktivizmin enerjisini daha geniş bir alana aktarmalıyız. Biz hangi kamusallıklara tabiyiz? En kamusal bildiğimiz alanların kamusu kim? Bu iki sorunun yanıtlarında ortaklıklar var mı? Özetle ne Taksim Gezi Parkı Derneği‘nin ne de Herkes için Mimarlık platformunun çabaları, şayet bu ekseni uzun vadede ele almıyorlarsa dişe dokunur olmayacaktır. Ancak bu hareketi yaygınlaştırırlarsa İstanbul’daki geleceğimize biraz umut bağlamanın vaktidir.

Bu iki gruba destek vermek için

Taksim Gezi Parkı Derneği

Herkes için Mimarlık

peyzaj mimarlığının yolu

Posted in peyzaj teorisi by enip on 24 Mar 2013

Türkiye’de peyzaj mimarlığının tartıştığı ve tartışmanın ilerlememesinden kaynaklı içinde sıkışıp kaldığı yegane konu teori sorunu. Bu sorunun kapladığı alan öyle büyük ki meseleyi nereden çekersen çek o alanın dışına çıkılamıyor. Neredeyse bir yoyo gibi görüyorum bu durumu. Uzayıp açılsa da kısalıp yine olduğu yere dönüyor. İpini bir türlü koparamıyor.

Bu durumda mesele içeriden çözülemiyorsa dışına açılmalı diye düşünüyorum. Bir adım geriye çekilip mesafeden bakmak; gerekirse sormaya yeniden başlamak ki bu bile şimdikinden daha zor olmayacaktır. Bu yöntemin ilk bakışta böylesi bir sorunu daha da karmaşıklaştırılacağı akla gelse de sistemli bir yönlenimle başta sorulan soruya tekrar dönülebilecektir. Henüz “peyzaj nedir” e bile net, dolaysız, kafa karıştırmayan bir yanıt bulamıyoruz. Yoksa bulabiliyor muyuz? “Peyzaj çok yönlü bir kavram, hepsi ama hiçbiri ya da tek cümleyle açıklanamayacak kadar geniş” ve benzeri benim de zaman zaman saklandığım yuvarlak yanıtlar malesef içeriği zenginleştirmiyor. Ne kavramın çok katmanlılığını vurguluyor, ne de hakim anlam karmaşasını pekiştirmekten başka bir işe yarıyor.

Peyzaja şu aşamada mimarlık, tasarım, sanat demekten geri duruyorum çünkü bu tamlamaların hiçbiri Türkiye ölçeğinde yerini bulamıyor. Sebebi peyzajın kendisinin mesnetsiz duruşu. Bunun temelini etimoloji, semantik ve kültürel araştırmalara girişerek ve gerekirse yeni bir formül üreterek güçlendirebileceğini çok önce yazdım. Kavrayıştaki bu doldurulamaz boşluklar kavramın bir türlü konseptler matrisimize yerleşememesine sebep oluyor. Dolayısıyla peyzaj ilişkili olduğu meselelerin yanında bile duramıyor. Kavranamayıp yerleştirilemediği için de dışlanıyor. Burada peyzaj mimarlığının kompleksinden söz ettiğim anlaşılmasın ki bu başka bir konu.

Peyzaj mimarlığının teorisini peyzaj mimarlığı teorisiyle aydınlatamadığımıza göre bu tıkanmışlığa çare olarak peyzajla kesişen kavramların ve mecraların basit okumalarına güveniyorum.

peyzajın eğrisi doğrusu

Posted in peyzaj by enip on 04 Mar 2013

Christophe Girot´nun peyzaj tasarımına sorgusuz sualsiz eğrilerle girişen mimarlık öğrencilerine sorduğu tek bir soru var:

Eğrisel çizginin lineer olana göre daha doğal – doğaya yakın olduğunu düşünmene sebep nedir?

Soruya cevap vermek  çok kolay değil. Özellikle de eğrisel formlar doğaya; çizgiseller mimariye referans verir gibi bir önkabul katmerlenmişse. Yalnızca mimarlar değil peyzaj mimarları da tasarım dillerini bu denklemde bilinçli ya da bilinçsizce temellendirirken tuzağa düşüyor. Tasarıma dayanak olacaksa eğer peyzaj ve doğa arasındaki ilişkinin yeniden ve tekrar tekrar ele alınması gerekliliğini ihmal ediyorlar. Dahası bunu yaparak kavramsal tutumlarına yüzeylerde gezinmekten başka şans bırakmamış oluyorlar. Yoksa olmayacak şey degil.

Doğa kavramından peyzaj kavramının doğuşu yahut kopuşu nedenini nasılını ihmal ettiğimiz başka bir önkabul. Peyzaj kavramının resim sanatıyla lügata girdiğini bilmek yetmiyor. Neden bu resimlere doğa resmi denmediğine, doğanın hangi kısmına ya da çesidine peyzaj dendiğine cevap verilmeli. Bu soru en çok es geçilen ama en mühim bilgiyi de içinde saklayan soru. Öyle ki varsa bir yanıtı, yanıtın kendisinden bile önemli.

Doğadan esinlenmek icin yalnızca bitkilerin zihinde kazılı görünen biçimlerine, renklerine, suya, taşa, toprağa en bariz imgeleriyle yaklaşmak bir duruş olabilir. Ama muhtemelen doğada bunun biraz daha fazlası var. Daha yakından bakmak ta bu fazlayı görmenin formülü. Fraktalleri, tekrarları, birbirini tamamlayan doğruları görmek kolay olmasa da yaratıcı bir yorumlamanın ancak bu derinlikte bir bakıştan türeyebileceğine şüphem yok. Bir esin ya da bilgi arıyorsa eğer bunu bir aşama ileri taşımalı doğaya sıkı sıkıya tutunmuş peyzaj mimarı.