kozmofol

İBB peyzaj

Posted in kamusal alan, kentsel tasarım by enip on 30 Oca 2014

fotoğraf 3

Reklamlar

kamusal olan tasarlanır mı?

Posted in kamusal alan, kentsel tasarım by enip on 20 Oca 2014

KENDİLİĞİNDEN KAMUSALLIK // BELEDİYE HEYKELCİLİĞİ

Konuşma dizisi
Tarih: 22-24 Ocak 2014
Yer:  Salt Beyoğlu

Bir mekanı kamusal yapan özellikler konusunda hemfikir miyiz? Tasarımın mekanı dönüştürme gücü nedir? Nasıl tasarlıyoruz? Dahası kamusal olan tasarlanır mı? Tüm bunları 22 Ocak Çarşmaba günü saat 15:00‘de Salt Beyoğlu’nda tartışıyor olacağız. Herkese açık.

taksimde_kaykay

miyashita park ve parkın kamusallığı

Posted in kamusal alan, park, proje, tokyo by enip on 17 May 2013

Kimlerle aynı şehri soluduğumuzu unuttuğumuzda, birbirimize tolerans gösterebilmemiz için takatımız da kalmayacak. Parklar bu biraradalığın inşa edildiği, güncellendiği yerler. En azından öyle olmalılar.

Atelier BowWow geçtiğimiz hafta bir konferans verdi. BowWow’un esasında ‘havhav’ olduğunu belirteyim. Geçtiğimiz onyılda uluslararası arenada öne çıkan Japon mimarlık pratiklerinden biri BowWow ve de Japon mimarlığının modernizmi olan Metabolizm’in de çocukları. Metabolizm’i geniş zamanda irdelemeli ancak bu akımın Asya’daki ilk avangart hareket olduğunu ve savaş sonrası dönemde toplumu bağlayıcı bir gelecek vizyonuna dönüşerek, mimarlığın sınırlarını aşan bir kültür inşası haline geldiğini not düşeyim.

Atelier BowWow’un mimarlık pozisyonunun güncel ürünlerinden biri olan Miyashita Park‘ın proje süreci ve kamusal alana yaklaşımı beni özellikle heyecanlandırdı bu konferansta. Miyashita Park Tokyo’nun kalbi Shibuya’da var olan bir otoparkın üst kotunda; vaktinde de yeşil alan olarak tasarlanmış bir açık alan. Benim de 10 yıl öncesinden hatırladığım kadarıyla, 1 metrekare yeşilin bile gözden sakınıldığı şehirde kimseye cazip gelmeyen, hatta Hanami* zamanı bile rağbet görmeyen ender yeşil alanlardan biriydi.

2

BowWow’un konferansta anlattığı üzere; bu alanın yenilenmesine karar veren yerel yönetim proje için Nike’ın sponsorluğunu da beraberinde kabul ediyor ve süreç başlıyor. BowWow da projenin tasarımını üstleniyor. Mevcut parkın kent hayatının tercih edilir bir çekim noktası olmamasının sebebi Tokyo’nun evsizlerinin burayı ev edinmiş olması. Tokyo’daki büyük evsiz nüfusun bir kısmı nehir kenarında belirli bölgelerde kümelenmiş kendi barınaklarında yaşar. Bu alanlar şüphesiz yerel yönetimin keskin gözlerinin üstünde olduğu ancak hala kentin ta içinde olan alanlar. Alanı yenilerken ana kararlardan biri olarak evsizlere yeni bir yer ayrılmasında uzlaşılmış. Kentin çeperinde değil parkın tam da yanında. Böylece yeni alana istediklerinde dahil olabilirken barınaklarından da edilmemiş olmuşlar. Park açılalı 2 sene olmuş ve projenin bu sosyal boyutunun reklam ya da imaj aklama değil gerçekten hayata geçirilmiş olduğunu ve modelin işlediğini de fotoğraflarla gördük.

3

Nike’ın temsil ettiği sermayenin bu kamusal alan yenileme projesinin sponsoru olması kamuoyunda yankı bulmuş ve sürecin başından itibaren protestolara sahne olmuş Miyashita Park. Kamuoyunun çok haklı tansiyonunu çeşitli sunuşlarla ve proje açıklamaları ile destekli bir ikna süreci düşürmüş. Burda projenin bir tür şeffaflığı gözettiğini de anlıyoruz.

Öte yandan BowWow’un park için önerdiği yeni programda kullanıcıda çeşitlilik isteyen etkinlikler var. Tırmanma duvarı, kaykay parkı ve parklarda çok rastlamadığımız dans okulunu da bu küçük alana dahil etmişler. Bu noktada Nike’ın parmağını görmek çok zor değil. Alt kotla ilişki güçlendirilmiş, park daha davetkar bir hale getirilmiş. Bu stratejik kararlardan sonrası da tasarım.

Bu ölçeği ve kar amacı küçük proje çok çok önemli bir dönüşüm modeli. Öyle ki içinde arsız küresel sermayenin sözde kültür destekçisi temsilcisini de, toplumun marjinallerini de, yerel yönetimi de kapsıyor. Bu zor modeli üstün bir beceriyle oturtan da mimar. Bu da BowWow farkı.

Sözün özü şu; dönüşümün pozitif çıktıları da olabiliyor. Biraradalık tüm bu projelerin en mühim ve sağlanması en zor dengesi. Üstelik çoğu zaman tasarımcının hükmünün dışında kalıyor. Yine de bir hali mümkün.

 

*Hanami: Hanami (çiçek izleme) Japonya’da muazzam erik ağaçlarının (sakura) çiçeklenmeye başlamasıyla resmen baharın gelmesinin kutlandığı dönem. Yılın bu zamanı herkes parklara akın eder.

taksim gezi parkı’na methiye

Posted in kamusal alan, kentsel mekan by enip on 24 Mar 2013

Taksim Gezi Parkı Derneği adlı bir dernek kurulmuş, tiyatrocular, sanatçılar, kültür endüstrimizin önemli isimleri destek veriyor. Taksim Gezi Parkı’nı yıkmayın diyorlar; ağaçları kesmeyin; parkın yerine inşa edilecek, şu an uygulaması çizilen, sonunda kuşkusuz bir ucube olacak ve en fazla 5 yıl sonra da hepimiz tarafından kullanılarak bu aksiyonu unutturacak heyulayı yapmayın diyorlar. Geç kalmış bir romantizm. Benim ilgilendiğim konu ise bir park için geç de olsa böylesine geniş tabanlı ve üstelik de çok başlı bir hareketin Türkiye’de ilk olup olmadığı (aklıma bir tek Kuzguncuk Bostanı geliyor). Ve hemen ardından keşke diyorum keşke bu hareketi yalnızca Taksim Gezi Parkı’na adamasalardı. Çünkü Taksim Gezi Parkı bir kamusal açık alan olarak, bir kent peyzajı olarak Türkiye’de yaşanan kaybın ne ilki ne de sonu. Yalnızca görünürlüğü itibariyle bazı akılların uyanmasına sebep oldu.

Gezi Parkı benim 7 sene okuduğum okulumun dibi. Her gün yanından geçtiğim ve okuduğum sırada peyzaj mimarlığı derslerine ne enine ne de boyuna konu olmuş, yani büyük başarısızlığı yalnızca kent “aktivistlerinin” değil kente soru soran mimarların da görmezden geldiği bir hayalet parktı. Tüm zorlamalara rağmen hala da öyle. Yalnız gündem yüzünden biraz daha agresif. 2007’de Difüzyon aktifken bu alana dikkat çekecek, kullanımını ve potansiyellerini hatırlatacak etkinlikler düzenlemeyi tartışıyorduk ki Herkes için Mimarlık ekibinin geçen sene yaptığı Gezi Parkı Şenlikleri’ne azcık benzer planlardı. Fikir sonunda olgunlaşamayıp rafa kalkmıştı ama bu görünmez parkın niteliği aynı kaldı. Bizim çıkış noktamız bugünkünün aksine parkın bir sermaye saldırısına uğrama olasılığı değil insanların parklarda yatıp yuvarlanmayı unutmuş oldukları gibi bu parkın da onları beklediğini hatırlatmaktı. Ancak bu zeminde kamusal alanı yaşatabileceğimiz ve daha fazlasını kent yönetiminden talep edebileceğimiz bir kullanım hacmi oluşturabilecektik. Bu sebeple bugün 1 seneyi aşkındır süregiden tartışmalara hala baktığımda Taksim Gezi Parkı’nı ancak bir detay olarak görüyorum. Bu dernekler kuruluşlar kaybettiğimiz alanları değil, kaybettiğimiz gözümüzün önündekini görebilme yetisini yeniden kazandırmalılar. Açık alan şenlikleri hep sürmeli, ama yanlızca Taksim’de, Haydarpaşa’da değil. Politik bir hamlenin hedefi olmadıkça aklımıza gelmeyen başka onlarca alan var. Buralara zaman varken kafa yormalıyız.

Özetle şu an var olan ve artacağını umduğum taban hareketlerinin vizyonu, kent yönetiminin tecavüzüne maruz kalan alanlarla sınırlı kalmamalı. Bunu önerirken bir tür pasif direnişten söz etmiyorum. Malesef bu alanlar için mücadele etmek zorundayız Türkiye’de. Peki ama neden? Meselenin özünü kamusal kültür ekseninde ele almalı, dahası aktivizmin enerjisini daha geniş bir alana aktarmalıyız. Biz hangi kamusallıklara tabiyiz? En kamusal bildiğimiz alanların kamusu kim? Bu iki sorunun yanıtlarında ortaklıklar var mı? Özetle ne Taksim Gezi Parkı Derneği‘nin ne de Herkes için Mimarlık platformunun çabaları, şayet bu ekseni uzun vadede ele almıyorlarsa dişe dokunur olmayacaktır. Ancak bu hareketi yaygınlaştırırlarsa İstanbul’daki geleceğimize biraz umut bağlamanın vaktidir.

Bu iki gruba destek vermek için

Taksim Gezi Parkı Derneği

Herkes için Mimarlık

imkanmekan’ın kitabı ve tohum karaköy

Posted in kamusal alan, kitap by enip on 06 Şub 2011

İmkanmekan’ın kitabı geçtiğimiz ay çıktı. Geçen yıl düzenledikleri Karaköy atölye çalışmasında İpek Baycan ve Utku Serkan Zengin ile tasarladığımız bu yaz da uygulamasını yapıp deneyini gerçekleştirdiğimiz Tohum Karaköy de kitaptaki diğer projelerle birlikte yerini almış durumda.


 

 

 

 

 

 

 

İmkanmekan’ın 4 yılı aşkın süredir düzenlediği atölyeler, buluşmalar, yuvarlak masa toplantıları ve söyleşilerden derlediği yayınını özellikle kamusal alan üzerine çalışanların mutlaka edinmeli.

tohum karaköy

park günü istanbul

Posted in istanbul, kamusal alan, park by enip on 29 Ağu 2010

Orijinal konsepti Rebar‘a ait olan ve dünyanın farklı noktalarında her yıl 17 Eylül’de vuku bulan bir kamusal alan protestosu olan “Parking Day”in İstanbul ayağını gerçekleştirmek için çalışmalara başladık. 17 Haziran günü araç işgaline kendi dilimizde hayır diyeceğiz. Gelişmeler yakında. Şimdilik bu var.

kamusal tuzak: maçka parkı

Posted in kamusal alan, park by enip on 24 Oca 2010

Yaşasın açık alanlar, yaşasın kamusal alan! Dillere pelesenk kamusallık beni bir kez daha sinirlendiriyor. Bu sefer çok yakın bir arkadaşımın canına kast ederek.

Yer Maçka Parkı. Geçtiğimiz cuma akşam saatleri, hava kararmış, teleferik çalışmıyor. Yağmur yağıyor üstelik. Parktan geçen arkadaşıma yol gösterme bahanesiyle peşine düşen adam fırsat kolluyor. Uygun bulunca kızın üstüne atlıyor. Debelenirken şemsiyeyi silah sanan adam korkuyor ve koşarak uzaklaşıyor.

“Maçka Parkı tecavüz” diye aratınca google 5.020 sonuç veriyor. Sicili temiz olmayan parkın ben de bir kullanıcısı sayılırım. Haftasonları gidip zaman geçirmeyi çok sevdiğimiz bir yerdir öte yandan akşam girilmeyeceğini biliriz. Ama neden? Çünkü tecavüzcüler, tinerciler, uyuşturucu satıcıları kol gezer. Akşam oraya girilememesi mi, yoksa varlıkları mı daha vahim bilmiyorum. Bildiğim birşey varsa o da bu parkın İstanbul’un en önemli parklarından biri olduğu, çok önemli konumu ve el atılması gereken, adeta göz yumulan güvenlik ve fiziki sorunları.

Maçka Parkı’yla ilgili yeni fikirlere ihtiyaç var; hem imaj hem de kullanım alışkanlığı açısından yenilenmesi için, olması gerektiği gibi gerçekten kamusal olabilmesi için. Tüm bu sorunlar bahane edilip parkın dönüştürülmesine kalkışırsa yetkili merciler, şaşırmaya hakkımız bile olmayacak böyle giderse. Vadide yeni Süzer Plazalar’ın kapısına, küçük bir yasa anahtar olabilir ne de olsa.