kozmofol

park hakkı

Posted in park by enip on 23 Tem 2013

Bu yazı Arredamento Mimarlık Dergisi’nin Temmuz 2013 sayısında yayınlanmıştır.

 

“Bir yerleşme merkezinde halkın gezip hava alması için düzenlenmiş ağaçlı ve çiçekli büyük bahçe.” Türk Dil Kurumu’nun bu tanımı üzerine biraz düşünelim. Tanımda geçen halk, gezi, ağaçlar ve çiçekli bahçe bir parkın sahip olması beklenen unsurları. Ancak bazı eksikler var. Ağaçlar ve çiçekli bir bahçe bugünün parkını ve park kavramının 19. yüzyıldan taşıdığı kent hayatının iyileştiricisi olma rolünü ifade etmekte yetersiz kalıyor. Peyzaj terminolojisinde kavramın milli park, tema parkı, doğal park, kent parkı, bölge parkı, eğlence parkı gibi farklı içerik ve ölçeklerle ayrıştığını görüyoruz. Bu kategorilendirmenin nedenleri bir yana dursun, park kavramının gündelik kullanımı ironik bir çelişkiyle önümüzde duruyor. İroni, kavramın nitelediği iki ayrı mekanın sebepleri ve gerekliliklerinde gizli; açık yeşil parklara karşı araçların duraklama alanı olan parklar. Bu eşsesliliğin düşündürücü sonuçları var. Göstergelerin bir tarafında gezinti, dinlenme, kısaca kentin ve kentlinin sağlığı, diğer tarafta aracın bekleme hakkı yer alıyor. Öznesi insan ve araç olan bu parkların farkları tasarımın da sayesinde giderek inceliyor; parklar parklara dönüştürülüyor ya da birarada bulunuyorlar.
REBAR_park_gunu

Bu konuya ilişkin San Franciscolu sanat kolektifi REBAR 2005 yılında bir hareket başlattı. Araçların işgal ettiği ve aslında kamusal olan alanların, örneğin sokak ve caddelerin yeşil parklar olmasını hayal ettiler. Her sene bir gün Park Günü olarak kutladıkları etkinlikle bu alanları işgal ederek ya da bedelini ödeyerek geçici parklara dönüştürüyorlar. Araç işgaline karşı yaya işgali eylemine dayanan bu parklar mobil olabilirken bazen sadece saksı ve sandalyelerden oluşuyor. REBAR’ın Park Günü yeşil alan hakkını savunan pek çoğu gibi yaratıcı ve şiddetsiz bir eylem. Başladığı ilk günden bu yana kolektifin kendi kapasitesinden çıkıp nasıl yaygınlaştığını gözlemek yarattığı farkındalığı kavramak için yeterli. Başka bir örnek 2010 yılında Atina’da kamusal bir alanın otoparka dönüştürülme projesi üzerine yaşandı. Alanın otopark olmasına karşı çıkan semt sakinleri projenin duyulması üzerine mekanı sahiplendiler. Mimar ve tasarımcıların desteğiyle parkı kendi oluşturdukları karar mekanizması ile düzenlediler, etkinliklerle kullanımını aktif hale getirirken ortak bütçeleriyle yapısal müdahalelerde bulundular. Park bugün halen yarattığı kolektifin kararlarıyla yaşamaya devam ediyor.

Geniş bir tabana yayılmayı başarmış başka bir örnek Tokyo Piknik Kulübü. Kişi başına düşen yeşil alan oranı %20’lerin üzerinde olan muadilleri New York ve Londra’ya kıyasla Tokyo 5 metrekare ile oldukça gerilerde kalıyor. Kamusal alan hakkını ‘piknik hakkı’ olarak savunan Tokyo Piknik Kulübü kentin bu açık alan sıkıntısını dile getirirken konuya tasarım ve araştırmalarıyla çözümler üreten ve kent yönetimiyle doğrudan bağlantıda olan çeşitli alanlardan biraraya gelmiş bir uzman kadrodan oluşuyor. 2003’de yaptıkları Tokyo’nun kentsel açık alan sisteminin değerlendirmesi sonucunda var olan yeşil alanların kamusallığı konusunda kısıtlamalar olduğu saptanmış. Grup araştırmalarını etkinlikleriyle pekiştiriyor ve Tokyoluların açık alanlarına sahip çıkmaları için farkındalık yaratmayı hedefliyor.

tokyo_piknik

Bu ve benzeri pek çok örneğe rastlamak mümkün. Gezi Parkı ile başlayan ve İstanbul’daki öteki parklara yayılan hareket de kuşkusuz bunlardan biri artık. Peki nasıl oluyor da kent yönetimlerinin kararlarıyla korunmuş ya da yeşil alan olarak inşa edilmiş parklar bugün varlıklarını sürdürmek için kamunun direncine, hak arayışına ihtiyaç duyuyor? Bu sorunun yanıtını ararken parkın mirasını devraldığı bahçe kavramının da dönüşümünü anlamak önem taşıyor. Peyzaj tarihindeki yeri bahçelere kıyasla oldukça alçakgönüllü kalan park bugün savunulan ve sahiplenilen konumuyla gücün ve refahın simgesi olan bahçeden kopup geleceğini çiziyor.

 

Notlar

  1. Her yıl Eylül ayında düzenlenen Park(ing) Day adlı eylemi başka kentlerde de yaygınlaştırmak mümkün. http://parking.day sitesinde REBAR’ın uygulama için öngördüğü bir rehbere ulaşılabilir.
  2. Navarinou Park bugün kent sakinlerinin kontrolünde. http://parkingparko.espivblogs.net/
  3. 1802‘de Londra’da kurulan ve pikniği yaygınlaştıran Pic-Nic Club, 2002‘de kurulan Tokyo Piknik Kulübü’nün ilham kaynağı. http://www.picnicclub.org/
Reklamlar

miyashita park ve parkın kamusallığı

Posted in kamusal alan, park, proje, tokyo by enip on 17 May 2013

Kimlerle aynı şehri soluduğumuzu unuttuğumuzda, birbirimize tolerans gösterebilmemiz için takatımız da kalmayacak. Parklar bu biraradalığın inşa edildiği, güncellendiği yerler. En azından öyle olmalılar.

Atelier BowWow geçtiğimiz hafta bir konferans verdi. BowWow’un esasında ‘havhav’ olduğunu belirteyim. Geçtiğimiz onyılda uluslararası arenada öne çıkan Japon mimarlık pratiklerinden biri BowWow ve de Japon mimarlığının modernizmi olan Metabolizm’in de çocukları. Metabolizm’i geniş zamanda irdelemeli ancak bu akımın Asya’daki ilk avangart hareket olduğunu ve savaş sonrası dönemde toplumu bağlayıcı bir gelecek vizyonuna dönüşerek, mimarlığın sınırlarını aşan bir kültür inşası haline geldiğini not düşeyim.

Atelier BowWow’un mimarlık pozisyonunun güncel ürünlerinden biri olan Miyashita Park‘ın proje süreci ve kamusal alana yaklaşımı beni özellikle heyecanlandırdı bu konferansta. Miyashita Park Tokyo’nun kalbi Shibuya’da var olan bir otoparkın üst kotunda; vaktinde de yeşil alan olarak tasarlanmış bir açık alan. Benim de 10 yıl öncesinden hatırladığım kadarıyla, 1 metrekare yeşilin bile gözden sakınıldığı şehirde kimseye cazip gelmeyen, hatta Hanami* zamanı bile rağbet görmeyen ender yeşil alanlardan biriydi.

2

BowWow’un konferansta anlattığı üzere; bu alanın yenilenmesine karar veren yerel yönetim proje için Nike’ın sponsorluğunu da beraberinde kabul ediyor ve süreç başlıyor. BowWow da projenin tasarımını üstleniyor. Mevcut parkın kent hayatının tercih edilir bir çekim noktası olmamasının sebebi Tokyo’nun evsizlerinin burayı ev edinmiş olması. Tokyo’daki büyük evsiz nüfusun bir kısmı nehir kenarında belirli bölgelerde kümelenmiş kendi barınaklarında yaşar. Bu alanlar şüphesiz yerel yönetimin keskin gözlerinin üstünde olduğu ancak hala kentin ta içinde olan alanlar. Alanı yenilerken ana kararlardan biri olarak evsizlere yeni bir yer ayrılmasında uzlaşılmış. Kentin çeperinde değil parkın tam da yanında. Böylece yeni alana istediklerinde dahil olabilirken barınaklarından da edilmemiş olmuşlar. Park açılalı 2 sene olmuş ve projenin bu sosyal boyutunun reklam ya da imaj aklama değil gerçekten hayata geçirilmiş olduğunu ve modelin işlediğini de fotoğraflarla gördük.

3

Nike’ın temsil ettiği sermayenin bu kamusal alan yenileme projesinin sponsoru olması kamuoyunda yankı bulmuş ve sürecin başından itibaren protestolara sahne olmuş Miyashita Park. Kamuoyunun çok haklı tansiyonunu çeşitli sunuşlarla ve proje açıklamaları ile destekli bir ikna süreci düşürmüş. Burda projenin bir tür şeffaflığı gözettiğini de anlıyoruz.

Öte yandan BowWow’un park için önerdiği yeni programda kullanıcıda çeşitlilik isteyen etkinlikler var. Tırmanma duvarı, kaykay parkı ve parklarda çok rastlamadığımız dans okulunu da bu küçük alana dahil etmişler. Bu noktada Nike’ın parmağını görmek çok zor değil. Alt kotla ilişki güçlendirilmiş, park daha davetkar bir hale getirilmiş. Bu stratejik kararlardan sonrası da tasarım.

Bu ölçeği ve kar amacı küçük proje çok çok önemli bir dönüşüm modeli. Öyle ki içinde arsız küresel sermayenin sözde kültür destekçisi temsilcisini de, toplumun marjinallerini de, yerel yönetimi de kapsıyor. Bu zor modeli üstün bir beceriyle oturtan da mimar. Bu da BowWow farkı.

Sözün özü şu; dönüşümün pozitif çıktıları da olabiliyor. Biraradalık tüm bu projelerin en mühim ve sağlanması en zor dengesi. Üstelik çoğu zaman tasarımcının hükmünün dışında kalıyor. Yine de bir hali mümkün.

 

*Hanami: Hanami (çiçek izleme) Japonya’da muazzam erik ağaçlarının (sakura) çiçeklenmeye başlamasıyla resmen baharın gelmesinin kutlandığı dönem. Yılın bu zamanı herkes parklara akın eder.

kaykay ve peyzaj

Posted in park, video by enip on 22 Şub 2013

En cok tasarlamayi istedigim sey bir kaykay parki.

Yuzeyle temasin, malzemenin, geometrinin, daha da onemlisi isciligin kullanici tarafindan en cok hissedildigi acik alanlar kaykay parklari. Teknik detaylari bir yana kullanicinin yalnizca kaykaycilarla sinirli olmamasi bu alanlarin sosyal iliskiler acisindan zenginligine isaret ediyor. Second Nature adli kisa belgeseli izledikten sonra buna bir kez daha ikna oldum.

Janne Saario Finlandiyali bir kaykayci, ayni zamanda da peyzaj mimari. Memleketinden doga kavramini, egitiminden cizim yapmayi ve kavramlari biraraya getirmeyi, cocuklugundan tasidigi tutkusundan da kentsel peyzaja elestirel bakabilmeyi ogrenmis. Bu meseleler bir araya geldiginde ortaya cikan denklem de bu videoda mevcut.

park günü istanbul

Posted in istanbul, kamusal alan, park by enip on 29 Ağu 2010

Orijinal konsepti Rebar‘a ait olan ve dünyanın farklı noktalarında her yıl 17 Eylül’de vuku bulan bir kamusal alan protestosu olan “Parking Day”in İstanbul ayağını gerçekleştirmek için çalışmalara başladık. 17 Haziran günü araç işgaline kendi dilimizde hayır diyeceğiz. Gelişmeler yakında. Şimdilik bu var.

pseudo park

Posted in çöplük, festival, park by enip on 07 Haz 2010

Urbanshit‘te gördüğüm bu grafitiler İtalya’daki Fame Festival‘den -birkaç ay önce post ettiğim küçük devler‘e de ev sahipliği yapmış olan- bir grafiti işi. Hislerime tercüman oldu; içi oyulmuş yeşil örtüler bizim parklar artık, kuşlar bile konmuyor üzerlerine.

İmza Blu

kamusal tuzak: maçka parkı

Posted in kamusal alan, park by enip on 24 Oca 2010

Yaşasın açık alanlar, yaşasın kamusal alan! Dillere pelesenk kamusallık beni bir kez daha sinirlendiriyor. Bu sefer çok yakın bir arkadaşımın canına kast ederek.

Yer Maçka Parkı. Geçtiğimiz cuma akşam saatleri, hava kararmış, teleferik çalışmıyor. Yağmur yağıyor üstelik. Parktan geçen arkadaşıma yol gösterme bahanesiyle peşine düşen adam fırsat kolluyor. Uygun bulunca kızın üstüne atlıyor. Debelenirken şemsiyeyi silah sanan adam korkuyor ve koşarak uzaklaşıyor.

“Maçka Parkı tecavüz” diye aratınca google 5.020 sonuç veriyor. Sicili temiz olmayan parkın ben de bir kullanıcısı sayılırım. Haftasonları gidip zaman geçirmeyi çok sevdiğimiz bir yerdir öte yandan akşam girilmeyeceğini biliriz. Ama neden? Çünkü tecavüzcüler, tinerciler, uyuşturucu satıcıları kol gezer. Akşam oraya girilememesi mi, yoksa varlıkları mı daha vahim bilmiyorum. Bildiğim birşey varsa o da bu parkın İstanbul’un en önemli parklarından biri olduğu, çok önemli konumu ve el atılması gereken, adeta göz yumulan güvenlik ve fiziki sorunları.

Maçka Parkı’yla ilgili yeni fikirlere ihtiyaç var; hem imaj hem de kullanım alışkanlığı açısından yenilenmesi için, olması gerektiği gibi gerçekten kamusal olabilmesi için. Tüm bu sorunlar bahane edilip parkın dönüştürülmesine kalkışırsa yetkili merciler, şaşırmaya hakkımız bile olmayacak böyle giderse. Vadide yeni Süzer Plazalar’ın kapısına, küçük bir yasa anahtar olabilir ne de olsa.

kıvrımlı vondelpark’a yeni kimlik

Posted in amsterdam, kent mobilyası, park, yarışma by enip on 16 Tem 2009

Bilbao Bahçe Festivali‘ne bakarken keşfettiğim Anouk Vogel, tam da soyismine uygun bir projesiyle gözüme çarptı. Amsterdam’daki Vondelpark’ın yeni kent mobilyaları için 2007’de açılan yarışmada birincilik ödülünü kazanan Vogel, yeni park elemanlarının tasarımında alandaki flora ve faunadan esinlenmiş. Yaratılan motiflerin giydirildiği mobilyalar İngiliz romantizmine de referans veriyor.

55_lamp02

55_3-lamps

55_bench

55_bench-sides55_kiosk02

55_bench-lamp

Vondelpark, Amsterdam için bir Central park, bir Hyde Park bize göre Yıldız Parkı niteliğinde ve kentte Van Gogh Müzesi’ni de içine alan Museumplein’a çok yakın bir bölgede konumlanıyor. 1800’lü yıllarda bahçe mimarisinde Serpentine Style (Kıvrımlı) olarak adlandırılan stilde tasarlanmış.

serpentine__165xserpentine style

18. yy’ın başlarında Goethe ve Rousseau’yu da kapsayan Avrupalı yazarların beğenisini kazanmış ve aydınlanma devrinin bahçe sanatı olarak görülmeye başlamış Serpentine Style. Bunun en büyük sebebi de seleflerine nazaran en doğal hatlara, içeriğe sahip olan bahçe stili olması. Bu doğaldan kasıt ne peki? Eğimli çizgiler, yumuşak geçişler, doğal haline bırakılan tasarlanmamış bölümler baştan sona keskin hatlarla tasarlanmış Barok, Rönesans, Klasik ya da Neoklasik bahçe stillerinden açıkça ayıran özellikler. 18. yy başından sonra bu “doğaya dönüş”ün bahçe sanatına hakim olduğu prensipler salt Serpentine’la kısıtlı kalmıyor; ardından gelen Gardenesque, Picturesque, Mixed, Arts&Crafts ile devam ediyor ve Soyut ve Post-modern stillerle günümüze uzanıyor.*

plattegrond

vondelpark plan

Bu yüzden Vondelpark tüm estetiği, temsiliyetiyle önemli örneklerden biri. Sanırım yıl sonundan itibaren ziyaretçilerini, yeni mobilyalarıyla gençleşen kimliğiyle ağarlayacak. Bu arada; bir parkın kent mobilyaları için yarışma açılması müthiş bir fikir, Maçka Demokrasi Parkı ve Yıldız Parkı gibi İstanbul’un kent parklarına da keşke benzer fikirler geliştirilse. Hem yarışmayla oluşacak gündemle tasarım kültürümüzü tartışırız hem de yeşil alan kullanımına dikkat çeker, önemini hatırlamış oluruz. Kağıt üzerinde “ekolojik” etiketlemelerle olmayacak bu iş.

——-

*Bahçe stilleriyle ilgili ayrıntılı bilgi şurda.

Pembe

Posted in park, toronto by enip on 05 Nis 2009

Toronto June Calwood Park icin acilan yarismayi Kanadali gh3 ofisi kazandi.