kozmofol

yazmak ve peyzaj

Posted in peyzaj, yazı by enip on 13 Ara 2014

2014’te yazılanlar

2014’ün son günlerindeyiz ve Kozmofol açısından çok hareketli bir yılı geride bıraktığımızı söyleyemiyorum. Fakat geçtiğimiz sene, bloga yansımasa da araştırma ve yazı anlamında dolu dolu geçti. İlk aylarda Venedik Mimarlık Bienali’nde Alper Derinboğaz’ın çalışması için yaptığımız araştırmalar ve okumalar Gelişigüzelin Metotları olarak son halini aldı ve bu dönemde topografya üzerine önemli fikirler geliştirmemize olanak tanıdı. Çok okuduğumuz ve tartışarak düşündüğümüz bir süreç oldu.

İkinci yarısında Alman mimarlık ve peyzaj dergisi Anah için bir video essay hazırladım. Hareketli görsellerle metni iç içe geçirme fırsatım ilk defa bu deneysel iş sayesinde gerçekleşti. Farklı bir sonuç ortaya çıktığını düşünüyorum. Bunun için eş zamanlı olarak video ve metin hazırlıklarını tamamladım, daha sonra kurgu aşaması ve metinle bütünleşen bir strüktür hazırlama safhasına geçtim. Temel olarak daha önceki araştırmalarımın esas konusu olan ‘peyzajın halleri‘ne odaklandım. Hem editörler hem de benim için heyecan verici bir çalışma oldu.

Neden yazıyorum

Bunun dışında yaptığım projeler için hazırlanmış metinler var. Kullanılmış olanların yanında yüzlerce kullanılmamış deneme öyle duruyor. Karala, sil-yaz-sil yeniden yaz, düzelt-sil, yaz, sonlandır-sil, düzelt- sonlandır, sil, sonlandır-sonlandır, düzelt-sonlandır. Sil-sonlandır. Bu metinlerin hazırlık sürecinin ritminden bir kesit. Son halini alana dek yorulmadan usanmadan bir inceltme süreci. Benim için metinle çizgilerin harmonisi tasarım sürecinin kendisi. Kelimelerden bağımsız çizim yapabilmenin imkanı yok. Birkaç yıl önce sadece yazarak üretebildiğimi fark ettiğimde bunda bir sorun olduğunu ve iyi bir tasarımcı olamayacağımı düşündüm. ‘İyi bir tasarımcı çizerek düşünür‘ diye bir kod var zihnimde. Kesinlikle doğru, ama tek doğru olmayabilir diye düşünüyorum artık. Kendi üretim evrelerime biraz daha yakından baktığımda eskiz yapmadan önce bitmemiş cümlelerden ve kopuk betimlemelerden oluşan notlar çıkıyor ortaya. Bu esnada ne kadar zorlasam da cümleleri tamamlayamıyorum, aradaki ilişkileri kuramıyorum. Bilinç akışı tekniğiyle kelimeleri bırakıyorum kendi haline. Sonra cümleler oluşuyor, sonra paragraflar. Paragrafların yerleri değişiyor, araya bu sefer çizgiler giriyor. Çizgiler eskizlere, soyut eskizlere, onlar da kesit ve plan taslaklarına dönüşüyor. Strüktür böyle oluşuyor ancak ikna ediciliğini hep metin üzerinden test ediyorum.

Bu akışı deşifre ettiğimden beri sessiz kalarak kendimin ve başkalarının tasarım süreçlerini gözlemliyorum. Gerçekten herkese özgü bir düşünce sistemi olduğunu, herkesin farklı aktivasyon eğrileri çizdiğini ve çok başka hareket noktaları olduğunu fark ediyorum. Farklı insanlarla çalıştıkça bu daha fazla heyecan verici bir hale bürünüyor. Her defasında kendiminkini o çok başka süreçlere uydurmam gerekiyor. Benim kendi üretim sürecimde ise istisnasız her seferinde aynı şey oluyor. Herkes eğitim hayatı boyunca edindiklerini kişisel eğilimleri ve ilgileriyle bütünleştiriyor. Buna kendini konumlandırmak istediği yer, örnek aldığı isimler, kariyeri boyunca karşısına çıkan işlerin niteliği de ekleniyor muhtemelen ama esas olan eğitim ve kişisel yatkınlıklar diye düşünüyorum. Benim yazıyla ilişkim kendimi bildim bileli hayatımda etkin bir rol oynadı. Bu noktada itiraf etmeliyim ki hep bir yazar olmak istedim, lisans yıllarında bile okulu bitirip yazacaklarımı düşünüyordum. Okulu da bu yüzden bitirdim. Sonuçta ilgilendiğim konular evrildi ve bir peyzaj mimarı oldum.

Peyzajla yazmak 

Tasarlarken metni herşeyin önüne koymamın sebebi de bu ulaşılamamış hedef diye düşünüyorum artık. Yazar olamayacağımı anladığım noktada peyzajla yazıyı birbirine karıştırmaya karar verdim. Akademik makalelerle değil, gerçek, sıradan; peyzaj gibi hareketli ama değişken en önemlisi akışkan ve sürekli, bir ritmi olan, renk değiştiren, şaşırtan, büyüleyen, bazen ürküten metinler hayal ettim. Hala ediyorum. Benim için peyzaj hep vurguladığım gibi romantik bir kavram değil, hayatın kendisinin bir kesiti. Yazıyı da böyle görüyorum. Fakat strüktürü peyzaja göre daha tanımlı, başlangıç ve bitişi olan, her okunduğunda farklı anlamlar çıkartabilen, görünmeyen bir matematiği olan ve yazıldığında orda kalan bir kurgu.

Bir metin oluşturulacağı zaman

Bir makale ya da kimsenin okumayacağını bildiğim bir proje metni hazırlarken bu kurgu son halini alana dek yüzlerce defa inceltiliyor. Virgülünden noktasına, kelimelerin yerlerine uzanan bir anlam inşa süreci. Bazen harflerin arasında kaybolduğumu düşünüyorum ve bir uygulama çizimi gibi görünüyor gözüme. Neyseki blog postları böyle değil. Geriye dönüp baktığımda gördüğüm hataları düzeltmemeyi kendime salık verdim. Blogun olması gerektiği hal bu gibi geliyor. Bu işi fazlasıyla ciddiye alıyor olsam da her bir yazının makale olmadığının bilincinde kalınması ve kolay üretilmesi/tüketilmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde sürekliliğinin sağlanması, hem okuyucunun hem yazarın üzerinde büyük bir yük oluşturması söz konusu olabilir.

Öyle ya da böyle artık eminim ki yazmak iyileştirir. Peyzaj da öyle.

Reklamlar