kozmofol

16. yüzyıl Istanbul peyzajı

Posted in harita, istanbul, minyatür, peyzaj by enip on 19 May 2013

Matrakçı Nasuh’un harita-resimleri hem şehircilik hem de peyzaj açısından bize önemli ipuçları veriyor, kuşkusuz. Örneğin İstanbul’un aşağıda görülen ilk görsel kaydının detaylarını inceledikçe peyzaj kararlarının sosyopolitik sebepleri görünmeye başlıyor.

Minyatürlerle ilgili çözümleme yapılan pek çok değerli çalışma var ve bunlarda genellikle mimari doku tespit ediliyor. Sanat tarihçisi Mine Çağlar’dan edindiğim bilgiler dahilinde bu resimde; Topkapı Sarayı, Ayasofya, At meydanı, İbrahim Paşa Sarayı, Bedesten (Kapalı Çarşı içindeki eski bedesten), Beyazıt Camii, Eski Saray, Bozdoğan Kemerleri, Fatih Camii ve surları açık olarak seçebiliyoruz.

istanbul_matrakci

Öte yandan peyzaj ve kent arası ilişkinin detaylandırılmış olduğu sanat tarihi çalışmalarına çok rastlanmıyor. Benim bu noktada kentsel peyzaj açısından yakaladığım birkaç ipucu var. Öncelikle merkezde Haliç’i görüyoruz öyle ki nehrin iki yakasındaki duvarlar birbirlerine ters yönde resmedilmiş. Galata bölgesi nehirdeki gemilerle birlikte aynı yönde konumlandırılmış ve muhtemelen Tarihi Yarımada’dan Galata’ya doğru bakıyoruz. Haliç’te tershanelerden Boğaz’a doğru ilerleyen gemiler, Boğaz’ın hemen başladığı yerde konumlanan Tophane ve şehrin sınırlarını keskin biçimde çizen duvarlar dönemin güvenlik koşullarının şehrin en önemli meselesi, aynı zamanda yerleşimin ve büyümenin en belirleyici ölçütü olduğunu hatırlatıyor bize. Böylece şehrin sık dokusu ve onu çevreleyen peyzajın kent dışına itilmişliği biraz daha anlaşılır oluyor.

Tarihi Yarımada’da mimari doku oldukça sıkı. Yukarıda da ismi geçen önemli yapıların alçakgönüllü bahçeleri dışında gözümüze çarpan belirgin ve sürekli bir peyzaj dokusu yok. Galata’nın yerleşim dokusu tarihi yarımada’ya kıyasla daha gevşek. Duvarın hemen ardından başlayan peyzajın içinde serpilmiş türbeler göze çarpıyor. Cupressus ve yanılmıyorsam şayet Hibiscus bitkisel dokunun öne çıkan türleri. Peyzaj ve kent iki ayrı yapı bu düzende. Bir bakıma bugün kentleşme teorilerinde peyzajın yerleşim dokularının içinde; belli bir dengeyi, sosyal ilişkileri ve sağlıklı bir çevreyi gözeterek yer almasını savunan duruşun esamesi okunmuyor. Kentin sorunları ve sosyal ilişkilerin, toplumun ihtiyaçları bambaşka. Kaldı ki hiç atlanmaması gereken başka bir nokta da peyzajın bir kavram olarak henüz daha doğmamış olması 16. yüzyılda. Yanlızca Osmanlı’da değil Avrupa’da da. İnsanın doğa ile ilişkisine peyzajın henüz daha girmediği zamanlar.

Reklamlar

miyashita park ve parkın kamusallığı

Posted in kamusal alan, park, proje, tokyo by enip on 17 May 2013

Kimlerle aynı şehri soluduğumuzu unuttuğumuzda, birbirimize tolerans gösterebilmemiz için takatımız da kalmayacak. Parklar bu biraradalığın inşa edildiği, güncellendiği yerler. En azından öyle olmalılar.

Atelier BowWow geçtiğimiz hafta bir konferans verdi. BowWow’un esasında ‘havhav’ olduğunu belirteyim. Geçtiğimiz onyılda uluslararası arenada öne çıkan Japon mimarlık pratiklerinden biri BowWow ve de Japon mimarlığının modernizmi olan Metabolizm’in de çocukları. Metabolizm’i geniş zamanda irdelemeli ancak bu akımın Asya’daki ilk avangart hareket olduğunu ve savaş sonrası dönemde toplumu bağlayıcı bir gelecek vizyonuna dönüşerek, mimarlığın sınırlarını aşan bir kültür inşası haline geldiğini not düşeyim.

Atelier BowWow’un mimarlık pozisyonunun güncel ürünlerinden biri olan Miyashita Park‘ın proje süreci ve kamusal alana yaklaşımı beni özellikle heyecanlandırdı bu konferansta. Miyashita Park Tokyo’nun kalbi Shibuya’da var olan bir otoparkın üst kotunda; vaktinde de yeşil alan olarak tasarlanmış bir açık alan. Benim de 10 yıl öncesinden hatırladığım kadarıyla, 1 metrekare yeşilin bile gözden sakınıldığı şehirde kimseye cazip gelmeyen, hatta Hanami* zamanı bile rağbet görmeyen ender yeşil alanlardan biriydi.

2

BowWow’un konferansta anlattığı üzere; bu alanın yenilenmesine karar veren yerel yönetim proje için Nike’ın sponsorluğunu da beraberinde kabul ediyor ve süreç başlıyor. BowWow da projenin tasarımını üstleniyor. Mevcut parkın kent hayatının tercih edilir bir çekim noktası olmamasının sebebi Tokyo’nun evsizlerinin burayı ev edinmiş olması. Tokyo’daki büyük evsiz nüfusun bir kısmı nehir kenarında belirli bölgelerde kümelenmiş kendi barınaklarında yaşar. Bu alanlar şüphesiz yerel yönetimin keskin gözlerinin üstünde olduğu ancak hala kentin ta içinde olan alanlar. Alanı yenilerken ana kararlardan biri olarak evsizlere yeni bir yer ayrılmasında uzlaşılmış. Kentin çeperinde değil parkın tam da yanında. Böylece yeni alana istediklerinde dahil olabilirken barınaklarından da edilmemiş olmuşlar. Park açılalı 2 sene olmuş ve projenin bu sosyal boyutunun reklam ya da imaj aklama değil gerçekten hayata geçirilmiş olduğunu ve modelin işlediğini de fotoğraflarla gördük.

3

Nike’ın temsil ettiği sermayenin bu kamusal alan yenileme projesinin sponsoru olması kamuoyunda yankı bulmuş ve sürecin başından itibaren protestolara sahne olmuş Miyashita Park. Kamuoyunun çok haklı tansiyonunu çeşitli sunuşlarla ve proje açıklamaları ile destekli bir ikna süreci düşürmüş. Burda projenin bir tür şeffaflığı gözettiğini de anlıyoruz.

Öte yandan BowWow’un park için önerdiği yeni programda kullanıcıda çeşitlilik isteyen etkinlikler var. Tırmanma duvarı, kaykay parkı ve parklarda çok rastlamadığımız dans okulunu da bu küçük alana dahil etmişler. Bu noktada Nike’ın parmağını görmek çok zor değil. Alt kotla ilişki güçlendirilmiş, park daha davetkar bir hale getirilmiş. Bu stratejik kararlardan sonrası da tasarım.

Bu ölçeği ve kar amacı küçük proje çok çok önemli bir dönüşüm modeli. Öyle ki içinde arsız küresel sermayenin sözde kültür destekçisi temsilcisini de, toplumun marjinallerini de, yerel yönetimi de kapsıyor. Bu zor modeli üstün bir beceriyle oturtan da mimar. Bu da BowWow farkı.

Sözün özü şu; dönüşümün pozitif çıktıları da olabiliyor. Biraradalık tüm bu projelerin en mühim ve sağlanması en zor dengesi. Üstelik çoğu zaman tasarımcının hükmünün dışında kalıyor. Yine de bir hali mümkün.

 

*Hanami: Hanami (çiçek izleme) Japonya’da muazzam erik ağaçlarının (sakura) çiçeklenmeye başlamasıyla resmen baharın gelmesinin kutlandığı dönem. Yılın bu zamanı herkes parklara akın eder.

peyzaj nedir bahce nedir?

Posted in bahçe, peyzaj, peyzaj mimarlığı, peyzaj teorisi, söyleşi by enip on 14 May 2013

Gürsoy Ercan ile Emlak Dunyasi Dergisi icin yaptigimiz roportaj.

Gürsoy Ercan: Peyzaj nedir tam olarak? Neden hep olduğundan farklı anlaşılır?

Enise Burcu Karacizmeli: Olduğundan farklı anlaşıldığı konusunda çok haklısın. Türkçede kullandığımız peyzaj kökeni Fransızcaya dayanan bir kelime. Pays ve age olarak iki ayrı kökten oluşan bileşik bir sözcük. Ben Fransızca bilmesem de, Almanca ve İngilizce örneklerinde de benzer bileşik yapıyla karsılaştığımız için kelimenin görüşe, araziye, toprak parçasına referans verdiğini biliyorum. Türkçe karşılığının kafalarda net bir anlam uyandırmamasını da bu ithalat, köken sorununa bağlıyorum. Kelime olarak ilk kullanımına Avrupa`da 18. yüzyılda resim sanatında rastlıyoruz. Dönemin yerleşim alanları ve doğayla iliksilerini, kırsaldaki hikayeleri tasvir eden resimlere peyzaj resmi deniyor. Türkçedeki ilk kullanımını da 20. yüzyıl basında Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Mecmuası`nda görüyoruz zaten.

Bu anlam bulanıklığını kısaca bu köken sorunuyla açıklayabilirim. Profesyonel olarak peyzajın bugünkü anlamı; insanin algılayabildiği ve estetik ya da işlevsel olan açık alanlar olarak özetlenebilir. Peyzajın genellikle karıştırıldığı doğa kavramından ayrıldığı nokta da tam olarak bu estetik ve fonksiyon meselesi. Peyzaj mimarlığı ise tüm bu acık alanların planlamasını ve tasarımını üstlenmiş olan meslek disiplini. Peyzajın bugün kentsel peyzaj, kültürel peyzaj, kırsal peyzaj, doğal peyzaj gibi alt kategorilerini de görüyoruz meslek alanı dahilinde. Ve bunların her biri de farklı işlevleri ve kullanımları içeriyor. Bahçeler konusuna gelince suna açıklık getirmek gerek. Bahçe kavramı peyzaja kıyasla çok daha eski ve köklü. Antik dönemden itibaren bu alanların kültürel, özellikle de dini anlamlarıyla ön plana çıktığını görüyoruz kaynaklardan. Bugün peyzaj diye adlandırdığımız alanlar ölçek olarak bahçelerin boyutlarının çok çok üstüne çıkabiliyor. Bu yüzden içinde bahçeleri ve öteki kentsel açık alan sistemlerini de içeren, kapsamı anlam ve boyut olarak bahçeden çok daha büyük bir terim olarak kullanılıyor. Bu ilişkiyi düşününce de bahçeler için peyzajın ve peyzaj mimarlığının yapıtaşı diyebilirim kabaca.

GE: 10 metrekare bahçem var diyelim. Ne yapabilirim? Çözüm önerilerin neler?

EBK: 10 metrekarelik bir bahçede mevsimlik çiçekler, çalılar, yer örtücüler gibi bitkilerle ve doğal taslarla hem kullanımı kolaylaştıracak hem de görsel açıdan konfor sağlayacak bir düzenleme yapılabilir. Bu büyüklükte bir alanda küçük çapta bir sebze üretimi yapmak da mümkün. Bunun için önce toprağın ıslah edilmesini öneririm. Çapalama, havalandırma ve gübreleme daha verimli bir toprak için izlenmesi gereken işlemler. Havalandırma bahara doğru, gübreleme ise sonbaharda yapılır. Bunları göz önünde bulundurmak önemli. Yetiştirilebilecek sebzeler arasında marul, maydanoz, nane, soğan aklıma ilk gelenler. Toprak derinliğine bağlı olarak farklı sebzeler de yetiştirilebilir tabii ki. Gerekli derinliğin sağlanamadığı alanlarda saksı tarzında kaplar da kullanılabilir. Meyve ağaçları içinse nispeten daha geniş alanlara ihtiyaç var.

GE: Kişiye özel tasarımlar yapılıyor mu? Bu anlamda yardımcı olan kim var Türkiye’de? 

EBK: Evet, kişiye özel tasarımlar yapılıyor. Türkiye’de bu konuyla ilgilenen pek çok peyzaj mimarlığı ofisi var. Peyzaj mimarları kullanıcının isteklerini ve mekanın koşullarını, mimari sınırlamaları ve fırsatları göz önünde bulundurarak çözümler önerirler. İyi ve sürdürülebilir bir bahçe için bitkilendirmeyle birlikte düşünülmesi gereken, örneğin, sulama, aydınlatma gibi teknik uygulamalar var. Bu yüzden peyzaj mimarları hizmet verirken tasarımlarını mühendislik çözümleriyle birlikte sunarlar.

GE: Senin sevdigin bahceler hangileri Türkiye´de?

EBK: Türkiye`de farkında olunmayan köklü bir bahçe kültürünün olduğunu söylemeliyim. Bahçe deyince akla ilk Osmanlı döneminden kalma saray bahçeleri geliyor. 19. yüzyılda batılılaşma etkisinde yapılmış çok değerli alanlar bunlar. Bahçeler bakıma, ilgi alakaya her daim muhtaç olduklarından bozulmaya hatta yok olmaya çok elverişli mekanlar. Saraylar bahçeleriyle bütün olduğu için bu örnekler günümüze ulaşmış en belirgin tarihi bahçe örnekleri. Bahçeler de ayni mimari ve sanat gibi dönemlerinin hakim sosyal ve kültürel koşullarından etkilendiği için farklı stiller ortaya çıkmıştır. Osmanlı saray bahçelerinin stillerinden söz etmek gerekirse Barok ve natüralist akımların görünür olduğunu görüyoruz. Batılılaşma öncesi Osmanlı bahçeleri hakkında ise ne yazık ki yalnızca gezginlerden, ressamlardan kalan yazılı ve görsel kaynaklardan bilgi edinebiliyoruz. Görülmesi gerektiğini düşündüğüm bahçeler olarak aklıma gelenler Istanbul`da Yıldız Parkı, Beylerbeyi ve Dolmabahçe saraylarının bahçeleri, Ihlamur Kasrı`nın bahçesi gibi tarihi örnekler. Sabancı Müzesi`nin bahçesini çok beğeniyorum. Peyzaj tasarımı çok özenle yapılmış ve muazzam fıstık çamlarını ve teraslarını mutlaka görmek gerek. Şifalı bitkilerle ilgilenenlere Zeytinburnu tıbbi bitkiler bahçesini öneririm. Baltalimanı’ndaki Japon bahçesi ise Uzakdoğu kültürüne merak duyanlar için ilginç olabilir. Bahçeköy`de Atatürk Arberetum’unu bitkilerle ilgilenenler kesinlikle görmeli; her zaman rastlanılmayan özgün türler var ve ayni zamanda da bilgilendirici. Son olarak da Büyükada`daki evlerin bahçelerini söyleyebilirim. Bu özel alanlara giriş yapmak mümkün değil ama baharda Adalar Müzesi`nin düzenlediği bahçe turlarında gezme şansı yakalanabiliyor.