kozmofol

yazmak ve peyzaj

Posted in peyzaj, yazı by enip on 13 Ara 2014

2014’te yazılanlar

2014’ün son günlerindeyiz ve Kozmofol açısından çok hareketli bir yılı geride bıraktığımızı söyleyemiyorum. Fakat geçtiğimiz sene, bloga yansımasa da araştırma ve yazı anlamında dolu dolu geçti. İlk aylarda Venedik Mimarlık Bienali’nde Alper Derinboğaz’ın çalışması için yaptığımız araştırmalar ve okumalar Gelişigüzelin Metotları olarak son halini aldı ve bu dönemde topografya üzerine önemli fikirler geliştirmemize olanak tanıdı. Çok okuduğumuz ve tartışarak düşündüğümüz bir süreç oldu.

İkinci yarısında Alman mimarlık ve peyzaj dergisi Anah için bir video essay hazırladım. Hareketli görsellerle metni iç içe geçirme fırsatım ilk defa bu deneysel iş sayesinde gerçekleşti. Farklı bir sonuç ortaya çıktığını düşünüyorum. Bunun için eş zamanlı olarak video ve metin hazırlıklarını tamamladım, daha sonra kurgu aşaması ve metinle bütünleşen bir strüktür hazırlama safhasına geçtim. Temel olarak daha önceki araştırmalarımın esas konusu olan ‘peyzajın halleri‘ne odaklandım. Hem editörler hem de benim için heyecan verici bir çalışma oldu.

Neden yazıyorum

Bunun dışında yaptığım projeler için hazırlanmış metinler var. Kullanılmış olanların yanında yüzlerce kullanılmamış deneme öyle duruyor. Karala, sil-yaz-sil yeniden yaz, düzelt-sil, yaz, sonlandır-sil, düzelt- sonlandır, sil, sonlandır-sonlandır, düzelt-sonlandır. Sil-sonlandır. Bu metinlerin hazırlık sürecinin ritminden bir kesit. Son halini alana dek yorulmadan usanmadan bir inceltme süreci. Benim için metinle çizgilerin harmonisi tasarım sürecinin kendisi. Kelimelerden bağımsız çizim yapabilmenin imkanı yok. Birkaç yıl önce sadece yazarak üretebildiğimi fark ettiğimde bunda bir sorun olduğunu ve iyi bir tasarımcı olamayacağımı düşündüm. ‘İyi bir tasarımcı çizerek düşünür‘ diye bir kod var zihnimde. Kesinlikle doğru, ama tek doğru olmayabilir diye düşünüyorum artık. Kendi üretim evrelerime biraz daha yakından baktığımda eskiz yapmadan önce bitmemiş cümlelerden ve kopuk betimlemelerden oluşan notlar çıkıyor ortaya. Bu esnada ne kadar zorlasam da cümleleri tamamlayamıyorum, aradaki ilişkileri kuramıyorum. Bilinç akışı tekniğiyle kelimeleri bırakıyorum kendi haline. Sonra cümleler oluşuyor, sonra paragraflar. Paragrafların yerleri değişiyor, araya bu sefer çizgiler giriyor. Çizgiler eskizlere, soyut eskizlere, onlar da kesit ve plan taslaklarına dönüşüyor. Strüktür böyle oluşuyor ancak ikna ediciliğini hep metin üzerinden test ediyorum.

Bu akışı deşifre ettiğimden beri sessiz kalarak kendimin ve başkalarının tasarım süreçlerini gözlemliyorum. Gerçekten herkese özgü bir düşünce sistemi olduğunu, herkesin farklı aktivasyon eğrileri çizdiğini ve çok başka hareket noktaları olduğunu fark ediyorum. Farklı insanlarla çalıştıkça bu daha fazla heyecan verici bir hale bürünüyor. Her defasında kendiminkini o çok başka süreçlere uydurmam gerekiyor. Benim kendi üretim sürecimde ise istisnasız her seferinde aynı şey oluyor. Herkes eğitim hayatı boyunca edindiklerini kişisel eğilimleri ve ilgileriyle bütünleştiriyor. Buna kendini konumlandırmak istediği yer, örnek aldığı isimler, kariyeri boyunca karşısına çıkan işlerin niteliği de ekleniyor muhtemelen ama esas olan eğitim ve kişisel yatkınlıklar diye düşünüyorum. Benim yazıyla ilişkim kendimi bildim bileli hayatımda etkin bir rol oynadı. Bu noktada itiraf etmeliyim ki hep bir yazar olmak istedim, lisans yıllarında bile okulu bitirip yazacaklarımı düşünüyordum. Okulu da bu yüzden bitirdim. Sonuçta ilgilendiğim konular evrildi ve bir peyzaj mimarı oldum.

Peyzajla yazmak 

Tasarlarken metni herşeyin önüne koymamın sebebi de bu ulaşılamamış hedef diye düşünüyorum artık. Yazar olamayacağımı anladığım noktada peyzajla yazıyı birbirine karıştırmaya karar verdim. Akademik makalelerle değil, gerçek, sıradan; peyzaj gibi hareketli ama değişken en önemlisi akışkan ve sürekli, bir ritmi olan, renk değiştiren, şaşırtan, büyüleyen, bazen ürküten metinler hayal ettim. Hala ediyorum. Benim için peyzaj hep vurguladığım gibi romantik bir kavram değil, hayatın kendisinin bir kesiti. Yazıyı da böyle görüyorum. Fakat strüktürü peyzaja göre daha tanımlı, başlangıç ve bitişi olan, her okunduğunda farklı anlamlar çıkartabilen, görünmeyen bir matematiği olan ve yazıldığında orda kalan bir kurgu.

Bir metin oluşturulacağı zaman

Bir makale ya da kimsenin okumayacağını bildiğim bir proje metni hazırlarken bu kurgu son halini alana dek yüzlerce defa inceltiliyor. Virgülünden noktasına, kelimelerin yerlerine uzanan bir anlam inşa süreci. Bazen harflerin arasında kaybolduğumu düşünüyorum ve bir uygulama çizimi gibi görünüyor gözüme. Neyseki blog postları böyle değil. Geriye dönüp baktığımda gördüğüm hataları düzeltmemeyi kendime salık verdim. Blogun olması gerektiği hal bu gibi geliyor. Bu işi fazlasıyla ciddiye alıyor olsam da her bir yazının makale olmadığının bilincinde kalınması ve kolay üretilmesi/tüketilmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde sürekliliğinin sağlanması, hem okuyucunun hem yazarın üzerinde büyük bir yük oluşturması söz konusu olabilir.

Öyle ya da böyle artık eminim ki yazmak iyileştirir. Peyzaj da öyle.

devinimli peyzajlar

Posted in atölye, peyzaj, video by enip on 11 Şub 2014

DEVİNİMLİ PEYZAJLAR / LANDSCAPE IN MOTION

Atölye Çalışması / Video ile peyzaj denemeleri
Tarih: 22 Şubat – 1 Mart 2014
Yer: Taşkışla 214

ITU öğrencilerine açık olan atölye çalışmasında video ve peyzaj üzerine kısa süreli çalışmalar yapılacak, hareketli imajlar üzerinden peyzajın temsili üzerine düşünülecek. Başvurular kozmofol@gmail.com a mail gönderilerek yapılabilir.

devinimlipeyzajlarposter4

İBB peyzaj

Posted in kamusal alan, kentsel tasarım by enip on 30 Oca 2014

fotoğraf 3

kamusal olan tasarlanır mı?

Posted in kamusal alan, kentsel tasarım by enip on 20 Oca 2014

KENDİLİĞİNDEN KAMUSALLIK // BELEDİYE HEYKELCİLİĞİ

Konuşma dizisi
Tarih: 22-24 Ocak 2014
Yer:  Salt Beyoğlu

Bir mekanı kamusal yapan özellikler konusunda hemfikir miyiz? Tasarımın mekanı dönüştürme gücü nedir? Nasıl tasarlıyoruz? Dahası kamusal olan tasarlanır mı? Tüm bunları 22 Ocak Çarşmaba günü saat 15:00‘de Salt Beyoğlu’nda tartışıyor olacağız. Herkese açık.

taksimde_kaykay

peyzaj mimarlığında teknoloji IV

Posted in CNC, peyzaj mimarlığı, teknoloji by enip on 03 Ara 2013

Maket mimarlıktaki gibi peyzaj mimarlığının da çalışma ve sunum yöntemleri arasında en önemli araçlarından biri. Hatta çalışma tekniği olarak tasarım sürecini tamamiyle yönlendirebilecek, kendi başına kararları test edebilecek güçte bir yöntem. Özellikle bir önceki yazıda bahsettiğim büyük ölçek alanlar söz konusu olduğunda zahmetli bir iş aynı zamanda. Eğimli arazilerde onlarca katmanı düzgün bir şekilde kesip üstüste getirerek oluşturulan topografya maketlerinde harcanan zamanın, emeğin yeri kayda değer. Temiz sonuç için gereken iş böyle meşakkatli olunca maket ofislerde çoğunlukla es geçilen, gerekiyorsa proje kağıt üzerinde çıktıktan sonra dışardan alınan bir hizmet olmaktan öteye gitmiyor. Hal böyleyken ancak zorunlu kalınırsa başvurulan, bedeli göze gelen bir yöntem olarak peyzaj tasarımında arka plana atılıyor.

Modellemede olduğu gibi maket konusunda da yeni araçlar peyzaj mimarlığının pratiğinde yer edinmeye başladı. 3 boyutlu üretim teknikleri arasında en bilinenleri laser cutter, 3D printer, CNCler peyzaj mimarlığı için yeni olsa da uzun zamandır pek çok alanda kullanılan araçlar. Bunlardan peyzaj ölçeğine en uygun olduğunu düşündüğüm CNC ile ilgili biraz fikir cimnastiği yapalım.

CNC yani Computer Numerical Control, sayısal bir işleme yöntemi. Torna tezgahlarında, mekanik işlemleri yöneten G ve M kodlarla yönetiliyor. Bu kodlar bilgisayarda geliştirilen 3 boyutlu modellerin CAD/CAM ile işlenerek sayısallaştırılmasından oluşuyor. İşleme esnasında tornada kullanılacak başlıkların çapı, işlem hızı, açısı, koordinatları, derinliği gibi bilgileri içeriyor. Model hazırlandıktan sonra CNC kullanılarak hazırlanacak maket için bu kodların hazırlanması ilk aşamada çok da kolay bir iş değil. Bu durumda işin maharet isteyen kısmı devreye giriyor. Tercihe göre belirli katmanlardan oluşan işlem esnasında değişiklikler yapılması veya farklı malzemelerin kullanılması mümkün. Mesela daha kalın bir başlıkla işin kabası bitirilirken, daha küçük çaplı bir başlıkla ince detaylar, ondan da incesiyle son bitişlerin yapılması buna bir örnek olabilir. Bu kodların oluşturulması tıpkı maketteki gibi özen ve dikkat istiyor. İşleme esnasında müdahalenin eldeki kadar kolay olmaması bütün detayları önceden düşünmeyi gerektiriyor.

CNC’nin işleyişi kavrandığı takdirde yapabileceklerin sonunun olmadığı ve el işi maketin tersine malzeme skalasının çok geniş olduğu, dahası proje sürecini etkin kıldığı gibi çıkarımlar benim yalnızca kendi deneyimimden kazandıklarım. Yaygınlaştıkça daha makul fiyatlara servis sağlanacağı düşünülürse bu işin geleceğinde yer etmesi uzak görünmüyor. Benim geçen sene yaptığım ilk çalışmanın üretim esnasında yaşattığı sorunlar, tezgahın ve malzemenin kullanımı, CAM ayarları ve biraz da kusurlu sonucunu anlatan video aşağıda ve görseller yukarıda görülebilir. Malzeme olarak sert strafor, renklendirilmiş alçı kullandığımı da not düşeyim.

Bu yazı dizisinin devamı aşağıdaki linklerde:

Peyzajı Parametrelerle Tasarlamak: Grasshopper

Peyzajı Lazerle Taramak: LIDAR teknolojileri

Peyzaj Mimarlığında Teknoloji

 

 

peyzaj mimarlığında teknoloji III

Posted in grasshopper, peyzaj mimarlığı, teknoloji by enip on 29 Kas 2013

Peyzaj mimarlığının çalışma ölçeği giderek genişliyor. Hasar görmüş endüstriyel alanların rehabilitasyonundan sel yönetimi için stratejik kararlara dek pek çok alanda peyzaj mimarlığının planlama, doğal sistemler ve kentsel tasarım arasında gidip gelen bilgi birikimine ihtiyaç var. Küçük ölçek alanlardan farklı olarak büyük ölçek projeler aynı anda yönetmesi zor pek çok katmanı ve bu katmanların karmaşıklığını barındırıyor. Çoğu zaman bu karmaşıklığı ayrıştırmak bile tasarım süreçlerinin en büyük meselesi oluyor.

Ölçekler bu denli büyüdüğünde bilindik araçlar (özellikle de yalnızca 2 boyutlu çizime olanak tanıyanlar) çözüm üretme konusunda yetersiz kalıyor. Örneğin en çok kullanılan Autocad, Archicad tarzı vektörel programlarla yeni topografyaları ve bunların olası sonuçlarını test etmek ve bu testlere dayanarak mekan çözümlemelerini yeniden gözden geçirmek mümkün değil. 3 boyutlu modelleme yaparak iyi görselleştirmelerle müşteri ve ilişkili yapılar kolaylıkla ikna edilebiliyor olsa da bu görüntülerin güvenilirliği, prezisyonu konusunda konuşmak güç. Kaldı ki resim gibi kalan çizimler yüzünden uygulama esnasında yaşanan sürprizler mimarın başına bela. Bu açıdan teste dayalı bir tasarım sürecinin pek çok katkısı söz konusu. Deneme yanılma yönteminin verdiği esneklikle test sonuçlarına göre projenin güncellenmesi ve yeni yaklaşımların oluşturulması için çizimlerin uyarlanması bu programlarla oldukça fazla zaman kaybına yol açıyor.

PEYZAJDA PARAMETRELERLE ÇALIŞMAK

Bu sebeple proje karar aşamasında parametrelerin belirlenmesi ve çeşitli varyasyonlarının en iyi sonuça ulaşana dek test edilmesi tasarım sürecini çok daha etkin kılarken, çeşitlemeler arasındaki karşılaştırmalar sayesinde en güvenilir çözümü ortaya çıkarmak kolaylaşıyor. Bunun için parametreleri bir arada işleyebilecek ve birbiriyle ilişkilendirebilecek pek çok yöntem var. Benim deneyimli olduğum Grasshopper bunlardan biri, bu sebeple bu yazıda Grasshopper’la yapılabileceklere kendi projem üzerinden bir bakış sunuyorum.

Grasshopper ücretsiz bir Rhino eklentisi, yani Rhino’nun içinde çalışıyor. Arayüzü script yazımına göre çok daha kolay ve anlaşılır olmasına rağmen, geliştirilen fikirlerin teste tabi tutulması için gereken pratikliği kazanmak zaman alıyor. Normal çizimden farklı olarak Grasshopper’da, ya da öteki scriptlerde çizimi vektör vektör yazılı olarak tarif etmek ve birbirlerine bağlamak gerekiyor. Bu açıdan konvansiyenel çizim yöntemlerinden tamamen ayrılıyor. Farklı bir üretim sistemi olması bu mantıkla çalışan ve parametre esaslı tasarım yapmaya olanak tanıyan öteki araçları da rahatlıkla kavrayabilme fırsatı tanıyor.

Benim projeme dönecek olursak en büyük tehdidin sel baskını olduğu İsviçre’deki Reuss Vadisi için hazırladığım öneri yeni bir topografya dilinden oluşuyor. Tamamen alanın kendisinden türetilmiş belirli parametrelere bağlı olarak oluşturulan topografya modeli nin kodu 3 ayrı katmandan oluşuyor. Proje çok detaylı olduğu için her kısmına burda yer vermek mümkün değil ancak bu katmanların nasıl işlediğine dair videolar aşağıda izlenebilir.

İlk olarak harita ve model üzerinde belirlenen kararların ardından yeni topografyanın bu kurallarla nasıl oluşabileceği ile ilgili metrik bölüm.

İkinci olarak bu yeni topografyanın arasında yaratılan drenaj kanalları sayesinde suyun nasıl drene edileceği; yükselen su seviyesine nasıl tepki vereceğini, farklı varyasyonlarda nerelerin sel altında kalıp, nerelerin kurtarılabileceğini gösteren kısım.

Son olarak da mülkiyet sınırlarını takip ederek belirli kısımlarda yükseltilip alçaltılan yeni topografyanın hacim hesaplamaları. Bu hesaplamalarda dengenin gözetilmesi için eksi ve artı olarak değerlerin birbirine bağlanması.

Bu kodlar tamamen bu projeye özgü olarak hazırlanmış, dolayısıyla bu alanın koşullarına yanıt vermeyi amaçlayan, projenin son ürününden çok temel kararları aşamasında devreye girmesi için oluşturulmuş parametrik araçlar. Özellikle büyük ölçek alanlarda bu işlemlerin çok büyük fayda sağladığını, sağlayacağını düşünüyorum. Bu açıdan peyzaj mimarları kompleks alanlarda doğru çözümler üretmek için kompleks araçları çalışma yöntemlerine dahil etmeyi denemeliler.

peyzaj mimarlığında teknoloji II

Posted in peyzaj mimarlığı, teknoloji by enip on 30 Eki 2013

Peyzaj mimarlığında teknikten söz ederken yalnızca detayların mimarileştiği, strüktürlerin en ince ayrıntısına kadar çözülebildiği bir bilgi havuzunun gerekliliğinden söz etmiyorum. Bugünün peyzaj mimarlığının bu koşulları yaratmadan var olması mümkün olmamakla beraber aksi haline peyzaj mimarlığı demeyi de doğru bulmuyorum. Bazen peyzaj düzenlemesi, çevre düzenlemesi gibi tanımlar bu tür çalışmalara daha uygun isimler oluyor.

Peyzaj mimarlığının ilgilendiği konulara bakalım. Öncelikle akla bitkibilim diğer adıyla botanik geliyor. Bitkibilim adı üstünde bir bilim dolayısıyla büyüyen bir arşiv; bugün kendi altında histoloji, morfoloji, ekoloji, sosyoloji gibi başlıkları olan ve ziraat, biyoloji gibi dallara da dokunan bir araştırma alanı. Peyzaj mimarlığı açısından büyük önem taşıyan ancak her projede öncelikli olmayan bir boyut çünkü ne tarihte ilk örneklerini gördüğümüz haliyle bahçe mimarlığının ne de bugünkü adıyla peyzaj mimarlığının projelendirme sürecinin önceliğini bitkiler oluşturmaz. Öncelik arazidir, topraktır, basılan zemindir, jeolojik karakterdir özetle bunların hepsini kapsayan topografyadır. Bunu özellikle bahçe tarihinde yerin dinamiğini kullanan, suyun akışına göre düzenlenen örneklerde görmek mümkün. Dolayısıyla bütün sistemi taşıyan topografyanın peyzaj mimarlığının temeli olduğunu söylemek yanlış olmaz.

TOPOGRAFYAYI HARİTALAMAK

İlk adım topografyaya yönelince bunun niteliğini anlamak sayısal bir altlığa ihtiyaç duyuyor. Eşyükselti eğrileri dolayısıyla eğim bu altlığı biçimlendiren temel veriler olarak ön plana çıkıyorlar. Alanın dinamiği topografyada, topografyanın sırrı eğimi anlamakta saklı duruyor. Eğim de ancak rakamlarla okunuyor ve yazılıyor. Bir alfabe kadar sistematiğe sahip bu tekniği anlamayan bir peyzaj mimarının işini hakkıyla yapmasına, kot çözmesine ve araziyi okuyup en uygun çözümü oturtmasına imkan yok.

Tam da bu noktada, yani topografyayı bize okutan altlıkların hazırlanması işi ve bu verilerin bize nasıl geldiğiyle bizim nasıl işlediğimiz devreye giriyor. Haritalama ve plankoteler alanın deşifre edilmesi için büyük önem taşıyor. Fakat ne yazık ki proje süreçlerinin başında harita mühendisleri tarafından hazırlanan planların temiz bir altlığa dönüştürülmesi işi adeta karın sancısı. Aynı plankoteden çıkan topografya modellerinin birbirini asla tutmaması da cabası. Bu noktada söz konusu altlığı oluşturan ve kullanan iki disiplinin daha farklı, pratik bir ilişki kurması gerekiyor.

38012_grotte

Yersel Lazer Tarama yöntemi ile dijital ortama geçirilmiş bir alandan görüntü

Jeodezi ve fotogrametri, bugün yeni adıyla Geomatik mühendisliği günümüzde farklı ölçüm teknikleri kullanmakta. Kullanılan teknolojiler arasında çok da yeni olmayan LIDAR (Light Detection and Ranging) peyzaj mimarlığı ve planlaması açısından öne çıkıyor. Bugün temel olarak havadan ve yersel olarak iki yönteme ayrılmış olan lazer teknolojisi, temelde etrafına yaydığı lazer ışınlarının geri dönüşleriyle nesne ya da yüzeylerin uzaklıklarını tespit etmeye yarıyor. Lazer ışınlarının gönderilmesi ve geri dönüşü arasındaki zaman farkı bu mesafelerin belirlenmesini sağlıyor. Kullanılan ekipmandan sağlanan ham veri de bir nokta bulutu, genel adıyla pointcloud datası oluyor. Elde edilen ve prezisyonu dolayısıyla da güvenilirliği çok yüksek olan pointcloud ın çok çeşitli şekillere dönüştürülmesi mümkün.

Tarama yöntemleri yalnızca arazi modellerinde değil, cephe röleveleri ve restorasyon, arkeolojik alanların belgelenmesi, madencilik gibi pek çok alanda kullanılıyor. Bu yöntem kullanılarak taranmış bir parkın videosu aşağıda izlenebilir.

 

seminer

Posted in seminer by enip on 23 Eki 2013

Yarın İTÜ’de ‘Peyzajın Halleri’ adlı bir seminer vereceğim. Sunumda ilgilendiğim alanlar ve yer aldığım projelerden bazı kesitler var. İlgilenen herkese açık. Taşkışla 109 nolu konferans salonunda 12:30’da.

peyzaj mimarlığında teknoloji I

Posted in peyzaj mimarlığı, peyzaj teorisi, teknoloji by enip on 01 Eki 2013

Geçtiğimiz yıl boyunca kafa yorduğum meseleleri derlemenin vakti geldi. Her şey kabasaba bir soru ile başladı:

Peyzajın da teknolojisi mi olurmuş?

Olmalı. Rafine edilmiş haliyle şöyle soralım:

Hesaplamalı tasarımın mimarlığı kasıp kavurduğu günümüzde peyzaj mimarlığı meselenin neresinde duruyor? Dahası geçtiğimiz on yılda pratik-teorik arası paslaşmalarla olgunlaşan ve böylece kazandığı ivmeyle büyümeye devam eden mimarlığın bilgi havuzundan kendine nasıl pay çıkarıyor, bu bilgiyi nasıl özgünleştiriyor ya da özgünleştirebilir?

Bu sorular yeni nesil peyzaj mimarlarının arayışlarına katılmalı. Tek bir yanıtı olmasa da düşünürken bir rehber gibi tutunulması önem taşıyan, gelecek vaad eden bakış noktaları es geçilmemeli.

frames_00501-2

Numeric topography

Peyzaj mimarlığının mesleki tarihine, kullandığı araçlara göz atıldığında teknolojiyle haşır neşirliğinin göze çarptığı dönüm noktalarını coğrafi bilgi sistemlerinin (GIS) pratiğe dahil edildiği dönemde görmek mümkün ve bu araştırmaların temeli 70lere dayanıyor. GIS bugün çok büyük bir ilgi ve kullanım alanı bulamasa da peyzaj mimarlığının en faydalı, kullanıldığı takdirde en etkili aracı olmaya devam edecek. Buna ek olarak CAD sistemleri, CNC ve 3D print gibi projenin efektifliğini artıran hızlı sonuç veren üretim yöntemleri ya da Processing ve Rhinoscript, Phyton, Grasshopper gibi plug in ya da programlama dilleri bugün proje süreçlerine dahil edilebilecek yüzlerce yeni dilden sadece birkaçı.  En basite indirgendiğinde parametrik tasarımın birer kopyalarını tekrarlamak değil tasarım sürecini daha etkin kılmak, neden sonuç ilişkilerini daha hızlı kurmak hedeflenmeli. Bu yaklaşım temeli güçlü olmayan bir biçim sarhoşluğuna kapılmaktansa ilerleyen projelerde de üzerine koyarak büyüyecek bir bilgi havuzu oluşturmak açısından önemli. GIS dışında sözü geçen bu araçları yalnızca biçim üretici aracılar olarak görmek yetersiz bir bakış açısı olur. Öte yandan ancak ustasına sonsuz olanaklar sunan ve hergün bilgi dağarcığı büyüyen bu araçların proje süreçlerine nasıl, hangi evrede, ne yoğunlukta dahil edilebileceği bir soru işareti.

İlerleyen postlarda bu soru işaretini takiben söz konusu araçların peyzaj mimarlığı ile olası ilişkilerini düşünmeye devam edelim.

park hakkı

Posted in park by enip on 23 Tem 2013

Bu yazı Arredamento Mimarlık Dergisi’nin Temmuz 2013 sayısında yayınlanmıştır.

 

“Bir yerleşme merkezinde halkın gezip hava alması için düzenlenmiş ağaçlı ve çiçekli büyük bahçe.” Türk Dil Kurumu’nun bu tanımı üzerine biraz düşünelim. Tanımda geçen halk, gezi, ağaçlar ve çiçekli bahçe bir parkın sahip olması beklenen unsurları. Ancak bazı eksikler var. Ağaçlar ve çiçekli bir bahçe bugünün parkını ve park kavramının 19. yüzyıldan taşıdığı kent hayatının iyileştiricisi olma rolünü ifade etmekte yetersiz kalıyor. Peyzaj terminolojisinde kavramın milli park, tema parkı, doğal park, kent parkı, bölge parkı, eğlence parkı gibi farklı içerik ve ölçeklerle ayrıştığını görüyoruz. Bu kategorilendirmenin nedenleri bir yana dursun, park kavramının gündelik kullanımı ironik bir çelişkiyle önümüzde duruyor. İroni, kavramın nitelediği iki ayrı mekanın sebepleri ve gerekliliklerinde gizli; açık yeşil parklara karşı araçların duraklama alanı olan parklar. Bu eşsesliliğin düşündürücü sonuçları var. Göstergelerin bir tarafında gezinti, dinlenme, kısaca kentin ve kentlinin sağlığı, diğer tarafta aracın bekleme hakkı yer alıyor. Öznesi insan ve araç olan bu parkların farkları tasarımın da sayesinde giderek inceliyor; parklar parklara dönüştürülüyor ya da birarada bulunuyorlar.
REBAR_park_gunu

Bu konuya ilişkin San Franciscolu sanat kolektifi REBAR 2005 yılında bir hareket başlattı. Araçların işgal ettiği ve aslında kamusal olan alanların, örneğin sokak ve caddelerin yeşil parklar olmasını hayal ettiler. Her sene bir gün Park Günü olarak kutladıkları etkinlikle bu alanları işgal ederek ya da bedelini ödeyerek geçici parklara dönüştürüyorlar. Araç işgaline karşı yaya işgali eylemine dayanan bu parklar mobil olabilirken bazen sadece saksı ve sandalyelerden oluşuyor. REBAR’ın Park Günü yeşil alan hakkını savunan pek çoğu gibi yaratıcı ve şiddetsiz bir eylem. Başladığı ilk günden bu yana kolektifin kendi kapasitesinden çıkıp nasıl yaygınlaştığını gözlemek yarattığı farkındalığı kavramak için yeterli. Başka bir örnek 2010 yılında Atina’da kamusal bir alanın otoparka dönüştürülme projesi üzerine yaşandı. Alanın otopark olmasına karşı çıkan semt sakinleri projenin duyulması üzerine mekanı sahiplendiler. Mimar ve tasarımcıların desteğiyle parkı kendi oluşturdukları karar mekanizması ile düzenlediler, etkinliklerle kullanımını aktif hale getirirken ortak bütçeleriyle yapısal müdahalelerde bulundular. Park bugün halen yarattığı kolektifin kararlarıyla yaşamaya devam ediyor.

Geniş bir tabana yayılmayı başarmış başka bir örnek Tokyo Piknik Kulübü. Kişi başına düşen yeşil alan oranı %20’lerin üzerinde olan muadilleri New York ve Londra’ya kıyasla Tokyo 5 metrekare ile oldukça gerilerde kalıyor. Kamusal alan hakkını ‘piknik hakkı’ olarak savunan Tokyo Piknik Kulübü kentin bu açık alan sıkıntısını dile getirirken konuya tasarım ve araştırmalarıyla çözümler üreten ve kent yönetimiyle doğrudan bağlantıda olan çeşitli alanlardan biraraya gelmiş bir uzman kadrodan oluşuyor. 2003’de yaptıkları Tokyo’nun kentsel açık alan sisteminin değerlendirmesi sonucunda var olan yeşil alanların kamusallığı konusunda kısıtlamalar olduğu saptanmış. Grup araştırmalarını etkinlikleriyle pekiştiriyor ve Tokyoluların açık alanlarına sahip çıkmaları için farkındalık yaratmayı hedefliyor.

tokyo_piknik

Bu ve benzeri pek çok örneğe rastlamak mümkün. Gezi Parkı ile başlayan ve İstanbul’daki öteki parklara yayılan hareket de kuşkusuz bunlardan biri artık. Peki nasıl oluyor da kent yönetimlerinin kararlarıyla korunmuş ya da yeşil alan olarak inşa edilmiş parklar bugün varlıklarını sürdürmek için kamunun direncine, hak arayışına ihtiyaç duyuyor? Bu sorunun yanıtını ararken parkın mirasını devraldığı bahçe kavramının da dönüşümünü anlamak önem taşıyor. Peyzaj tarihindeki yeri bahçelere kıyasla oldukça alçakgönüllü kalan park bugün savunulan ve sahiplenilen konumuyla gücün ve refahın simgesi olan bahçeden kopup geleceğini çiziyor.

 

Notlar

  1. Her yıl Eylül ayında düzenlenen Park(ing) Day adlı eylemi başka kentlerde de yaygınlaştırmak mümkün. http://parking.day sitesinde REBAR’ın uygulama için öngördüğü bir rehbere ulaşılabilir.
  2. Navarinou Park bugün kent sakinlerinin kontrolünde. http://parkingparko.espivblogs.net/
  3. 1802‘de Londra’da kurulan ve pikniği yaygınlaştıran Pic-Nic Club, 2002‘de kurulan Tokyo Piknik Kulübü’nün ilham kaynağı. http://www.picnicclub.org/

park, peyzaj ve peyzaj mimarlığının geleceği

Posted in konferans, peyzaj, peyzaj mimarlığı, peyzaj teorisi by enip on 07 Tem 2013

Türkiye sonuçlarını ancak uzun vadede anlayabileceğimiz hareketli bir dönemden geçiyor. Politik okumasını yapamam ama peyzaj ve kamusal alan konusunda sebep olacağı yapılanmaları ve bilinci tahmin etmek zor değil. Özellikle de Gezi Parkı olaylarının başladığı Mayıs sonundan bugüne kadar katedilmiş yol düşünüldüğünde. Demokratik hakları ve mücadelenin karşı çıktığı ve talep ettiği değişimi tek kalemde kazanmak mümkün değil. Kamusal alanın özellikle de parkın bu hakların savunusuna mekan olması kadar anlamlı bir durum olmadığını düşünüyorum. Bu alanları sade vatandaş olarak sahiplenip yaşattıkça gerek yerel yönetimin gerekse hükümetin benimsediği otokrasiyi uzun vadede devam ettirmesi mümkün olmayacak.

İstanbul’un park ve bahçeler müdürlüğüne teslim edilmiş çevre güzelleştirme çalışmaları bu olaylarla birlikte iyice göze batmaya başladı. Kenti boyama kitabı gibi kullanan, fuzuli çiçeklendirmeleriyle çevreci bir imaja bürünüp kredi toplayan park ve bahçeler müdürlüğünü bugüne kadar zevksiz, kitsch diye kabul edip umursamadık ancak bu metotla belediyenin nasıl kendini meşrulaştırdığını anlamak güç değil. Bugün yerel yönetimin göstericilere karşı diktiği ağaçlardan, kent ekolojisinin en zengin alanlarını yok etmesine karşılık onlarca yeşil kaportalı alan yaratmasını üstüne basa basa tekrar etmesi tesadüf değil. Bu hizmetlerin niteliğini anlamak ve siyasi bir görüşün de ötesinde eleştirebilmek için öncelikle bir çevre bilinci gerekiyor. Peyzaj mimarlığı açısından park ve bahçeler müdürlüğünün tekeline aldığı kent peyzajını aynı zamanda müthiş gereksiz harcamalarla savurduğu ve yararlı projelere aktarılabilecek önemli bir pay olan bütçesini nasıl başka kanallara yönlendirebiliriz hiçbir fikrim yok, bu anlamda sorgulamak ve sorgulatmak en iyi başlangıç olacaktır. Ama peyzaj mimarlığının geleceğinin de sadece refüjlere ne yazılıp ne yazılmayacağının kararında olmadığını bilmiyorum.

Haziran sonunda Hannover’de uzun süre eşine çok sık rastlanmayacak nitelikte bir konferans gerçekleşti. Thinking the Contemporary Landscape adı üstünde peyzajın çağdaş rolünü ve alacağı pozisyonu tartıştı. Bunu yaparken peyzaj mimarlığının ve eğitiminin yapılandırılması üzerine de çokça fikir paylaşıldı. James Corner, Charles Waldheim, Adriaan Geuze, Christophe Girot, Kathryn Gustafson, Turenscape hatta Saskia Sassen, David Leatherbarrow gibi peyzajla doğrudan alakalı olmayan -ki bu yaklaşımın meseleye katkısı tartışılmaz- sosyoloji ve mimarlık tarihi uzmanlarını da içeren tam bir starlar geçidiydi. Teorik ve pratik tartışmaların içiçe geçtiği tartışmalarda bugün aslında Türkiye’de içinden çıkamadığımız, belki de illaki bir çıkış gerektirmeyen, peyzaj kavramının anlamından ve kültürel farklarından, mesleğin sınırlarına dek pek çok konu konuşuldu. Kabaca bir karşılaştırmayla peyzaj mimarlığı gündeminin aslında kültürler ve ülkeler arasında çok da fazla değişmediğini söylemek mümkün. Elbette bambaşka dinamikler ve arayışları bir yana koyarsak mesleğin kendini yenileme yapılandırma çabası aynı.

Ben Türkiye’de 2003 yılında peyzaj mimarlığı okumaya başladığımdan beri mesleğin alacağı pozisyon, kendini nasıl yenileyeceği, çağa nasıl ayak uyduracağı ve rekabet edeceği üzerine süregiden tartışmaların içindeyim ve 10 yıldır somut bir adım görülmedi. Okumaya başlarken köklü geleneğine rağmen metodolojisi hala tartışılagelen bir kurumun içine girmek kafa karıştırıcı olsa da bugün bunu bir avantaj olarak görüyorum. Christophe Girot 70lerde peyzaj planlama okurken benzer tartışmaların olduğunu sık sık belirtir ve kendi pozisyonu sürekli eleştirerek yerini sorgulamasının peyzaj mimarlığının özü olduğunu yineler. O günden bugüne mesleğin kapsamı değişmedi ama genişledi. Konferansta vurgu artık peyzaj mimarlığının kentlerin iyileştirilmesinde, açık alan sistemlerinde nasıl etkin rol oynayacağında değil, örneğin sel yönetiminde, ulaşım başta olmak üzere altyapı projelerinde, değiştirilen coğrafi sınırların ve topografyaların yönetiminde nasıl yer alacağıydı. Peyzaj mimarlığı ve planlaması arasındaki çizginin giderek inceldiğini büyük ölçek alanların planlamasında oynadığı rolün önemi ortaya çıktı. Öte yandan mimarlıktan çok mühendisliğin meslek sınırları içinde çok iyi anlaşılması gerektiğinin sürdürülebilir ve çözüm üretebilir altyapılandırmalarn geliştirilmesinde ne derece mühim olduğu önemli başlıklardan biriydi.

Bu açıdan ekolojinin, ekosistemler bütünlüğünün ya da peyzaj şehirciliği gibi kentleşmede doğal sistemlerin feyz alınmasını savunan görüşlerin rafa kalkmasa bile bir kenara konulduğunu belirtmeliyim. Daha doğrusu bazı konularda mutabık olunmuş, dolayısıyla yeşil sistemlerin, sürdürülebilirliğin hem ekonomik hem çevresel boyutlarının yıllardır konuşulagelen tekrarlarına kimse başvurmadı. İçeriğin ve meslek sınırlarının yanısıra teknoloji ve peyzaj mimarlığı konusu da çokça tartışıldı. Hem pratikte hem eğitimde kullanımları, esasında 60larda GIS’in kurulmasıyla başlayan teknik donanımlanmanın bugüne kadar geçirdiği dönüşümden, plan, kesit, kolaj, video gibi ifade araçlarının yeterliliği üzerine çokça konuşuldu. Ve elbette bugün mimarlığın ajandası olan parametrisizim in yansımaları ve potansiyelleri üzerinde duruldu.

Çok önemli saptamalar var hepsini bir seferde sığdırmak doğru olmaz. Özetle peyzaj mimarlığının geleceğinde doğaya ve çevreye karşı sarhoş bir romantiklikle her yeri yeşil gören, ağaçlarla dansettiği bir sahne olmayacak. Ya da böyle bir sahnede biz olmayacağız. Yapılı çevre sorunlarına çözümler üretirken; doğal sistemlerin prensiplerinden ve ekolojinin öğretilerinden uzaklaşmadan, ama aynı zamanda yalnızca bunlara da sığınmadan analitik çözümler üretmeli peyzaj mimarı. Peyzaj, evet parka çiçeklerle döşenen yazının fontundan sorumlu olabilir. Bu utanç kaynağını görmezden gelip dünya konjönktürünü takipe çalışmak kibirli ve çaresiz bir tutum da olabilir. Ve bu şartlar altında yapacağımız teorik tartışmaları pratikte hiçbir yere koyamayız. Ancak birini değiştirmeye çalışırken ötekini unutmak da soruna çağdaş yaklaşımların önünü tıkayacaktır. Bu açıdan bakınca önümüzdeki dönemde Türkiye’de peyzaj mimarları agresifleşmeden ve içinden çıkamadığı sorularda boğulmadan yeni adımlar atmalı, meselelere getireceği yaratıcı çözümlerle kendini yenilemeli, alanını kendi yaratmalı.

kozmofol facebook`da

Posted in Kategorilenmemiş by enip on 08 Haz 2013

Burada paylastigim ve paylasmadiklarim icin böyle bir sey var artik:

https://www.facebook.com/kozmofol

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.